27 Şubat 2007 Salı

Lahmacun


Cok aciktiniz diyelim, evdesiniz veya ofistesiniz ama caniniz yemek yapmayi istemiyor ya da yapacak durumunuz da yok. Hatta daha da ileri gidelim caniniz lahmacun istiyor. Can bu ister ya...Ne yaparsiniz? Telefonu kaldirir, size en yakin yerin ya da elinize ilk gecen buzdolabinin uzerine yapistirdiginiz numaralardan bir pide-lahmacun salonunu arar ve siparis verirsiniz, degil mi? Hatta evde yogurt yoksa ayraninizi bile siparis edersiniz, degil mi? Dogru. Bunu yapmak da en dogal hakkiniz tabii.

Peki eger benim gibi Amerikada yasiyorsaniz ve ayni sekilde caniniz lahmacun cekiyorsa ne yaparsiniz? Can ya bu ceker, ceker. Turkiyede iken belki de akliniza gelip gelmeyen bir cok seyi daha da ceker hatta. Hadi diyelim lahmacun cekti ve de uzun zamandan beri bastirmaya calistiginiz bu istek gittikce de egemen olmaya basladi, hatta evden birilerinin de bu istege katilimi ile daha da bastirilamayacak hale geldi. Tabii internetten filan isteyebileceginiz siteler var burada ama iste et gibi seyler sozkonusu olunca benim gibi hassas midesi olanlar icin her zaman bir cekince oluyor bu tur yemekler disaridan alindiginda..

Neyse tabii yine is basa duser ve siz pasa pasa lahmacun yapma girisimlerine baslarsiniz. Once arastirirsiniz internet sitelerinde, kafaniza uygun birseyler bulur ve eger tanidiginiz birileri varsa onlara da deneyip denemediklerini sorar ve toplayabildiginiz kadar bilgi toplarsiniz. Bir-iki deneme yapilir, birinde pidesi pismez, birinde etler biraz kivamini bulamamis gibi dururlar. "Acaba nedir bu pidecilerin sirri" diye kafa patlatir durursunuz.

En sonunda birkac kucuk puf noktasina dikkat ederek ve deneme-yanilmalardan sonra kendinizce evde yapabileceginiz en mukemmele ulasirsiniz. Tabii bizim yillardir pidecide lahmacun filan yemedigimizi dusunurseniz ne gorsek bize mukemmel gelecekleri icin ben de kendi kendime pay cikariyorum. Cunku benim gibi biri buraya gelmeden once 'maya nedir, nereden alinir, hamur nasil yogrulur' sorularinin cevaplarini bile bilmezken birden biri kendinizi firinci ustasi gibi gormeye bile basliyorsunuz boyle seyler basarinca.

Iste uzun lafin kisasi ekmek hamuru gibi yogurdugunuz hamuru, kucuk kucuk alip ince bir sac gibi tavada pisirmeye koyup alti pisip ustunu cevirdiginiz sirada daha once hazirlamis oldugunuz ic malzemesini koyarsaniz ve de hepsi pistikten sonra firinda 10 dakika daha pisirirseniz en guzel sonuca ulasiyorsunuz. Pisenleri de yemeden once temiz bir torbanin icinde biraz bekletirseniz yumusacik oluyorlar.

Ne yapalim evde yapilacak en iyi sekil de bu iste. Cok da zevkli oluyor, cunku hani hic yapamam zannettiginiz birseyi basarinca kendinizi epey mutlu hissediyorsunuz. Boyle de bir manevi yani var yani.

Cok sukur ki yogurdum evde her zaman oluyor, bir de onun stresine girmiyorum.
** fotograflardaki tarihleri begenmedigini soyleyen kardesimin sozune uyarak artik tarih atmiyorum ama onceden cektiklerimi de ne yapacagimi bilemedim. Henuz Photoshop konusunda da o kadar iyi degilim, idare edin artik..

22 Şubat 2007 Perşembe

Kofteli-Nohutlu Corba

Biliyorum Turkiye'nin pek cok yeri bahari yasiyor su anda ama biz burada yedi yildan beri ilk defa muthis bir kis yasiyoruz. Su anda kar yagmiyor ama gecen gun yagan kar hala kalkmadi ve disarida uguldayan ruzgari duyabiliyorum. Gariptir ama cok seviyorum bu havayi.

Gecen gun bir e-mailde Kanadaya yerlesen bir adamin ilk gunler heyecan icinde kar yagisini seyredisini ve karlari kuremekten bile korkunc zevk alisini ama ustuste hic bitmeyen kar yagisi ve kar kureme isinin artik keyiften cikip bir zorunluluk haline gelmesi ve hic bitmeyen bembeyaz kar goruntusunden ve kisin agirliginin sikintilarindan bahsetmesini ve en sonunda dayanamayip Floridaya tasinmasini komik bir sekilde anlatmasini ben de kendime cok benzeterek okumustum. Hala sikilmadim ve yorulmadim kar kureme isinden ama yine de aklima geldikce 'acaba ben de birkac yil sonra boyle hissedermiyim' diyorum. Allah'tan bizim burada o kadar agir kis sartlari yok da ben de arada bir cikip normal, kar olmayan sokaklarda gezip evde kapali kalmisim duygusundan kurtulmaya calisiyorum.

Ama tabii bu hava bizde hep sicak, sicacik seyler yiyip icme arzusunu uyandiriyor. Ne kadar az corba tarifi bildigimi buraya gelince anladim. Ese dosta haber salip bildikleri butun corbalari bana ogretmelerini istedim. Harika tarifler geldi, hemen hepsini de denedim. Zaman zaman sizinle de paylasirim bu tarifleri ama simdilik bu tarifi veriyorum.

Belki de hepimizin bildigi ve sik yaptigi bir corba bu ama ben yine de benim gibi zorlananlar varsa diye tarifi buraya yaziyorum.




Yapilisi:
Once nohutlari haslamak gerekiyor corbaya baslamadan once, ya da onceden haslanmis nohutunuz varsa onu da kullanabilirsiniz. Ya da benim gibi yurtdisinda yasiyorsaniz ve piyasada hazir konserve nohut varsa onlardan da kullanabilirisiniz. O zaman nohutlari haslamaniza gerek kalmiyor, zaten pismis oluyorlar.
Köfteleri ise; yarım kg. kıyma, yarım su bardağı köftelik bulgur, bir tatlı kaşığı karabiber, bir tatlı kaşığı pulbiber(ben koymadim, cocuklar yiyemiyor cunku aci olursa), bir tatlı kaşığı tuz, bir yumurtayi guzelce karistirip yogurarak kofte hamuru haline getiriyorsunuz ve fındık büyüklüğünde yuvarlayıp kıyılmış maydanoz veya un dosenmis tepsinin uzerine yerleştiriyorsunuz(ben una buladim).

Pişirilisi; bir kuru soğanı ince kareler halinde doğrayıp iki yemek kasigi kadar sıvı yağda öldürüyorsunuz. Bir kaşık domates salçası veya yarım kaşık biber salçası ekleyip bir miktar daha kavuruyorsunuz. Uzerine tencerenizin buyuklugune gore bir buçuk (veya daha az da olabilir) litre kaynamış su , yarım tatlı kaşığı tuz ile köfteleri ve nohutları da ekleyip tahta bir kaşıkla bir kez karıştırıyorsunuz. On beş dakika (köfteler pişene kadar) pişiriyorsunuz.
Cok besleyici ve soguk gunler icin ideal bir corba, bizim evdeki buyuklu-kucuklu herkes bayilarak yedi. Sik sik yapacaga benziyorum.

20 Şubat 2007 Salı

Servis Kasiklari

Fotograftaki servis malasini bir arkadasim getirdi bana. Burdaki yeni edindigim ve birlikte olmaktan cok hoslandigim bir grup arkadasimdan birisi bu hanim. Cok yetenekli ve benim gibi herseyi bir arada yapmayi seviyor. Biraz resim, biraz orgu, biraz boncuk dizme isi, yemek yapma vs derken akliniza gelip-gelmeyen her turlu hobiden birazcik yapmaya calisiyor. Bazilarinda benden cok onde oldugunu itiraf etmeliyim ama kendisine bunu kendimde yetersizlik olarak gordugumu, eger bir konuda uzmanlassaydim o isi daha iyi yapabilecegimi, halbuki boyle biraz ondan biraz bundan yapip hicbirinde uzmanlasamadigimi soyledigimde; bana 'kimin umurundaki uzmanlasmak, eger yaptigin seylerden zevk aliyorsan ve seni oyalayip mutlu ediyorlarsa uzman olmana gerek yok, tadini cikar ve daha yeni neler yapabilirim diye dusun' dedi bana.

Cok dusundum ama galiba hakli, herseyden biraz biraz yapmak istiyorum. Yeni fikirlere acigim ve yeni hobilere de. Bu yuzden de bu hanim beni cok derinden etkiliyor. Cunku bir taraftan da bilgisayar konusunda doktora yapmis bir matematikci ve halen de aktif olarak universitede hocalik yapiyor. Son derece elleri kollari dolu bir insan, galiba burada oldugum surece onu izlemeye devam edecegim.

Bu servis malasindan bana kendi evinde yaptiklarini gosterince ben de ona kardesimin bana gonderdigi nazar boncuklarindan ona verebilecegimi ve boylelikle eserlerinde orta nokta olarak bu buyuk boncugu kullanabilecegini ve de nazar boncuklarin anlamini anlattigimda cok sevindi ve verdigim bocuklardan birini de bana kullanarak tesekkurunu bildirmis oldu.




Ama ben de o kadar begendim ki yaptigini, nasil yaptigini ve malzemeleri nereden aldigini ogrendikten sonra servis malasina arkadas yapmaya karar verdim. Benimkiler de mavi ve yesil olanlar. Benim cok hosuma gittiler. Sanirim canim kardesimden daha cok boncuk isteyip ben de ona tesekkurlerimi bildirmeliyim..

Nasil yapildiklari cok kolay, sadece Turkce adlarini bilmedigim birtakim teller kullaniliyor. Yani incelikleri, kalinliklari farkli olduklari icin adlari degisiyor bunlarin. En onemli olan kasiklarin altinda bir delik olmasi, cunku bu sayede teli dolayabiliyor ve boncuklari dizebiliyorsunuz. Tabii telin paslanmaz olmasi cok onemli, kullanacaginizi varsayarak (ben kullandim valla), yikandiklarinda paslanmamalari gerekiyor...Guzel bir hediye de olacagini dusunuyorum, benim icin oldular cunku.



16 Şubat 2007 Cuma

Kirmizi Kadife kek ve Cop Sisler















Oyle bir kar yagdi ki okullar 3 gun daha tatil edildi, tam bir hafta oldu tatil suresi boylelikle. Fakat asil olan karin miktari degil, firtina seklinde gelisi idi. Hafiften baslayip da sonra yagmura donustu ve alttaki karlar buz tuttu bu yuzden. Ustune tekrar bir dolu kar yagdi ve inanilmaz bir manzara olustu. Ben hala isin romantik yanindayim ama evden cikmak zorunda olmadigim icin tabii bu boyle, yoksa isine gitmek icin tek basina koca kari firtinada kazimaya calisan karsidaki komsu kizi gorunce isin ciddiyetini anlamis bulunuyorum..


Hemen kosup kiza yardim ettik ama uc kisi ile bile kaldirilacak gibi degildi o kar ve boylelikle o da evde oturmak zorunda kaldi. Bence iyi de oldu, yolda neler gelecegi belli degildi basina, bir de dort aylik hamileymis. Cok ama cok acidim haline..


Tabii olan Sevgililer Gunu icin buyuk planlar yapanlara oldu. Kimse evinden cikmayinca hediye almayi son ana birakanlar mecburen bir opucuk verdiler sevgililerine, lokantalar son anda iptal edilen rezarvasyonlar yuzunden zor durumda kaldi, cicekciler beklediklerini bulamadilar, pastaneler ve cikolata dukkanlari da ayni sekilde ellerindekilerle kalakaldilar.


Ben de son ana biraktigim pasta yapma isinde, sussuz ve kremasiz bir kek ile kalakaldim. Dusundugum suslerin hicbiri yokmus evde, krema yapacak malzeme de bulamadim, zaten sevgilim de kremadan hic hoslanmadigi icin kekin bu halinin daha guzel oldugunu soyleyip beni ikna etti ve boylece sicacik evimizde, kalbimizde mutluluk, elimizde bir bardak sicak cayimiz ve kirmizi kekimizle Sevgililer Gunumuzu kutladik.










Resimdeki cop sisler de yine benim uydurdugum bir yemek oldu. Barbeku sosla soslayip firinda pisirilip yaninda pilav ve salata ile yendiler. Cok da harika oldular..
** Bugun yollar acildi ama hala kimse evinden cikmiyor.

14 Şubat 2007 Çarşamba

Happy Valentine's Day - Sevgililer Gununuz Kutlu Olsun


Mutlaka birileri vardir sevdiginiz. Mutlaka ki sevgiliniz olmasi sart degil, anneniz,babaniz, oglunuz, kiziniz, yegeniniz, kuzeniniz, yan komsu, dedeniz, anneanneniz, babaanneniz kiminiz varsa sevdiginiz; gidin yanagina kocaman bir opucuk kondurun bugun. Tabii ki bir gunluk bir sevgi degil bu ama omur boyu onu sevdiginizi simgeleyen belki de uzun zamandan beri kondurmadiginiz turden bir opucuk olsun. Yurekten gelen, sicacik, anlami buyuk..
Eger bayramdan bayrama opusen bir aileden geliyorsaniz daha da onemli o opucuk. Bir cocugun kalbinde olusturabilecek sicakligi, kendine guveni, onemseniyormus ifadesini hic bir sey dolduramaz bir opucukten baska. Oyle sirta pat pat vurularak yapilan yalandan sarilmalardan da haz etmiyorum. Soyle siki siki sarilmali insan sevdigine, birakmamak istercesine. O da sarilir karsiliginda, 'biliyorum beni sevdigini, ben de seni cok seviyorum' dercesine. Illa ki sozcuklere dokulmesine de gerek yok.
O kadar cok kavga, ayrilik, hastalik ve ayrilik var ki, iyisi mi siz buldugunuz kisiye sarilin bugun ve opebildiginizi opun. Hayat cok kisa ve sevgisiz gececek kadar da yavan degil..
Sevgiyle Kalin...

13 Şubat 2007 Salı

Ekmegim

Fotograf eklemeyi basardim yeniden ve daha onceden fotografini cekmis oldugum her zaman yaptigim ekmegi ekledim ben de.

Amerikaya gelmeden once ekmek nasil yapilir bilmek soyle dursun, ekmegin evde yapilacagini bile dusunemezdim, cunku her zaman kapiniza birilerini getirip biraktigi, en cok iki dakikada gidip alabileceginiz, her zaman sofranizda olan, yoklugunu cok fazla hissetmediginiz bir yiyecektir degil mi(bir cok insanin ekmek kavgasi verdigini elbette biliyorum ve bu yazimda onlardan ozur diliyorum)? Ama insan yurt ozlemi ile karisik en cok firindan yeni cikmis ekmegin kokusunu ozluyor sanirim. Ya da ekmek insana yurdunu hatirlatan en onemli besin galiba. Cunku ne zaman ekmek aklima gelse vatanimi, topraklarimi, sokaklarimi, evimi, herseyimi ozluyorum veya ne zaman onlari ozlesem canim ekmek istiyor ve kalkip bir ekmek yapiyorum.

Onceleri cok zor gibi geliyordu yapmak ama bekleme surelerine alisinca cok kolay bile oluyor simdi. Hatta ozene bezene aldigim ekmek makinasina elimi bile surmuyorum. Evde herkes de benim yaptigim ekmege bayiliyor.

Simdi evinden, yurdundan uzakta olmayanlar ne dedigimi bile anlamayacak, hatta benim gibi Turkiyedeyken sadece hafta sonlari bir dilim cevizli veya zeytinli ekmek yiyenlerdenseniz hic mi hic anlamayacaksiniz soylediklerimi ama yakininizda bir firin varsa yakinindan geciyorsaniz bir firt da benim icin cekin icinize. Hatta eger alirsaniz oradan bir ekmek, eve gelince icini acip bir dilim peynir ve domates koyup kocaman bir isirin. Bunun ozlemiyle yanan pek cok insan var cunku..

Yeni Ehliyetim

Texas'dan buraya tasinmayla beraber Pennsylvania ehliyeti almak da icap etti. Aslinda isimizi bir sekilde goruyordu Texas ehliyetimiz ama bazi resmi islerde mutlaka Eyalet ehliyeti gerektigini bildigimizden ve de aslinda bir parca da kendimizi buraya ait hissedebilmek icin ehliyet almaya karar verdik.

Bundan bir kac ay once gidip muracaatimizi yaptik ama suresi dolan pasaportumuzu da bu arada Turk Konsolosluguna New York'a gondermistik. Tabii pasaportumuz olmadan ehliyet basvurumuzu yapamayacagimizi hemencecik orada ogrendik ve pasaportumuzu beklemeye basladik. Yaklasik dort ay sonunda pasaportumuz sag-salim elimize geldi(daha dogrusu biz gidip aldik). Sevincle yeniden Ehliyet Merkezinin yolunu tuttuk. Fakat bu sefer de benim birkac farkli evrak doldurmam gerektigini ogrendik ve onlari temin edebilmek icin tekrar baska bir resmi daireye gittim. Bunu da temin edip yine sevincle Ehliyet Merkezinin yolunu tuttuk ki bu sefer sevgilim bir gerekli karti evde unutmus oldugu icin yeniden elimiz bos eve donduk.

Bir dahakine gittigimizde o gun calisma gunu olmadigini ogrenip geri donduk, bir dahakinde ise cumartesiyi sectigimiz icin milyonlarca bekleyen insanin arasinda fenalik gecirip vazgecip eve donduk.

Tabii bu arada Ehliyet Merkezi evimize o kadar yakin ki, balkondan gorebiliyoruz ve de her seferinde 'aman cani evimizin kosesi hemen aliriz nasilsa' diyerek seviniyoruz. Ben her seferinde uzun uzun sacimi yapiyorum, derin bir makyaj yapiyorum ki bu cekilecek fotograf alti yil ehliyetin uzerinde kalacagi icin guzel goruneyim istiyorum. Her seferinde de 'ay bu kadar hazirlanmaya yazik oldu' diye soyleniyoruz ama bir yandan da halimize guluyoruz.

Butun bu gidip gelmeler yeterince yasandi diyerek bugun bunun son olmasini diledik ve yine gitmeye karar verdik. Yine ayni rutin hazirliklar yapildi, saclar sarildi, ayni begenilen bluz giyildi, makyaj tamamlandi ve yine gulerek Ehliyet Merkezinin yolu tutuldu, artik bir sekilde ugursuzluk filan oldugunu dusunup bu eyaletin bizi sahiplenmek istemedigine bile inanmistim ki yarim saat icinde piril piril Pennsylvania ehliyetimle kapidan ciktim. Beklemedim bile, adresime sonradan filan da postalanmayacakmis, onceden ehliyetim oldugu icin sinava da girmem gerekmedi. Elimde mavi zeminli, yedi yil oncesine gore kendimi daha olgun buldugum ama istedigim gibi saclari ve makyaji duzgun gulumseyen fotografim olan ehliyetime bakiyorum ve icim isiniyor, galiba sonunda bu eyalete kabul edildik..


** Nedense bugun resim ekleyemiyorum bloguma ama zaten konuya uygun da birsey yoktu..

7 Şubat 2007 Çarşamba

Sushi

Hersey bir piknikte "aaa siz Sushi sever misiniz"diyerek kendinden nerdeyse iki kat uzun bu kadina hayretle bakan ve o zamanlar cok iyi arkadas olacagimizi henuz bilmedigim Taiwanli Pei-Pei'nin bana gercek evisi Cin sushilerini yapmayi ve yemeyi ogretmesiyle basladi. Halbuki ben bildigimiz Cin lokantalarinda onume Sushi diye getirilen seyleri yer ve de gayet mutlu olurdum ama simdi her yerde yeni ogrendigim ve damak lezzetime cok da farkli ve hos gelen bu Sushileri ariyorum. Eger bulamazsam da arkadasimin bana ogrettigi sekilde evde yapmak icin ugrasiyorum. Kendisi beni birakip Taiwan'a geri dondu ama hemen her gun onun ogrettigi Cin isi birsey yuzunden kulaklarini cinlatiyorum.


Asagidaki resimdeki Sushiler tabii ki Pei-Pei nin yaptiklari kadar guzel degiller ama yine de bana onun ozlemini gidermeye yettiler. Icine istediginiz herhangi bir deniz urununu koyabileceginiz gibi en onemlisi renk uyumunu yakalamakmis bu Sushi isinde. Icindeki malzemelerin sari-kirmizi-yesil gibi degisik renklerden olusmasini isterlermis. Bir de 'Cabuk Sushi' denen bir sey yapiyorlar ki bu da, zaten evde surekli haslanmis pirinc bulundugundan, habersiz gelen bir misafiriniz olursa bu pirincleri ortaya bir tabaga koymak, evde bulunan salatalik, yengec ayagi, karides, kurutulmus balik(Cinliler Sushi de cig balik kullanmiyor, Japon Sushilerine ozel oldugunu soylediler bana), Gourd denen bir tur sukabagi, havuc ve buna benzer bir cok malzemeyi hizlidan dograyip kucuk kucuk tabaklara koyup ortaya getirmek ve daha kucuk boydaki tutsulenmis susamli suyosunlarina misafirlerinizin kendilerinin dolayip dolayip yemelerini saglamak. Buna da bayildim, inanilmaz lezzetli oluyor ama sekil sarti yerine gelmiyor tabii. Bizdeki durumler gibi birsey oluyor ama asil en buyuk ozellik, susamli suyosunlari tabii.


Biliyorum Turkiye'de asagidaki malzemeleri bulmak kolay degil ama belki bazi magazalarda rastlayabilirsiniz, eger gercekten cok caniniz cekerse. Ya da bana soyleyin, ben getiririm size..













Malzemeler:

Salatalik
Rice vinegar(pirinc sirkesi)
Sushi Vinegar(sushi sirkesi)
Tozseker
Pirinc
Yumurta
Havuc
tuz
Seaweed
Makizushi-No-Moto(Seasoned Gourd Strips with Mushroom), olmasa da oluyor
Ground Fried Fish(Poisson Frit Mouder), bunun yerine de istediginiz bir deniz urununu kullanabilirsiniz, evde balik vs yoksa kolay oluyor

Hazirliklar;

- Salataligi ince uzun dilimleyip bir kapta tuzla karistirip sallayarak yarim saat beklettikten sonra icine bir kasik seker ve rice vinegar'i ekleyip agzini kapatip bir gece buzdolabinda bekletin.


- Pirinci haslayin ve bir tabaga alin. Bir parca sushi vinegar ve toz seker ekleyip karistirin. Tatlimsi olmali.


- Tavaya cok az bir zeytinyagi koyup kizdirin. Bir kapta 2 yumurtayi tuz ve bir tutam toz sekerle cirpin. Kizmis tavaya dokerek karistirmadan ince bir tabaka halinde dusuk ateste pisirin. Pistikten sonra bir tabaga alip ince ince dilimleyin.



Yapilisi;


Sushi hasirini yayip uzerine seaweed(suyosunu)'i yayin. Yari kismina kadar pirinci yayin, guzelce duzgun bir tabaka halinde olmasini saglayin.


Tam ortasina bir dilim yumurta, ince bir dilim salatalik, varsa gourd veya havuc, balik tozu veya karides veya herhangi bir deniz mahsulunu ince uzun serit halinde koyun.



Hasiri kullanarak yuvarlayin ve dondure dondure sikismasini saglayin. Kapanma yerini parmaginizi azicik islatip kapanmasini saglayabilirsiniz. Cok fazla da sikmamak gerekiyor, yanlardan tasiyor ama iyice sikismasini saglamak da lazim. Bunun icin en iyisi birkac deneme yapmak, insan yapa yapa ogreniyor.

Sonra durum gibi olan Sushiyi cok keskin ve kalin bir bicakla(mumkunse Sef bicagi ile) her seferinde bir dilim kesip bicagi temizleyerek dilimlemek gerekiyor.


Bircok cesitleri olan Sushi yi biraz soy sos ve istege bagli olarak wasabi paste ile servis yapip taze zengefil yapraklari ile sunmak da mumkun ama bu biraz daha reklamsal oldugu icin yerliler genelde sadece soy sos ve wasabi ile yiyor. Tabii yine zevke bagli...

4 Şubat 2007 Pazar

Kar

Bizim buraya kar yagdi...

Birkac gundur degisik sekilerde yagiyordu zaten. Bazen hizli hizli ama hemen eriyen cinsten, bazen kar firtinasi seklinde ve korkunc soguk bir hava ile birlikte, bazen hafif yumusak-sulu...Ama hicbiri bunun kadar guzel olamadi ne yazik ki... Ogleden sonra hafifce basladi ama aksama dogru azicik hizlanarak ama yine de asaletini ve yumusakligini kaybetmeyerek yagdi da yagdi. Oyle hafif oyle sessiz ama oyle kararliydi ki yogun ama sogugu da kirilmis sekilde yagmaya devam etti ve belki de o yuzden birkac gundur yaganlarin aksine uzun sure toprakta kalmayi kafasina koydugu belliydi.

Belki de cocuklugumdan beri bu kadar guzel kar yagisi gormedigimi dusundum pencerenin onune oturup ve su yukaridaki manzaraya bakarak. Hani bizim okula gittigimiz zamanlarda okullarin filan tatil edilme gibi bir durumu olmadigi halde bizim korkunc bir mutlulukla seyrettigimiz, babamin ender olsa 'hadi disari cikalim ve yuruyelim' dedigi gunlerdeki gibi bir kardi bu. Soguk ve karli bir sehirde cocuklugumun gecmis olmasina ragmen simdiki kadar usumedigim ama soguk ve firtinadan dolayi da cok az zamanlarda tadini cikardigimiz turden bu tur karlara oldum olasi bayilmisimdir. O sessizligi, sessizligin altindaki omrunu surdurme azmine hep bayilmisimdir. Tabi bir de dogayi boylesine bir guzellige burumus olmasi inanilmayacak kadar buyuluyor beni. Agaclar, sokaklar, daglar, yollar gorulmez oluyor ve bembeyaz bir guzellige burunuyor her yer. Agaclarin dallari agirlasiyor ama ayakta kalmaya direnmelerine devam ediyorlar, tum sehir ulasimin da guclesmesinden dolayi evlerine cekiliyor, tum sicak icecekler ister istemez ortaya cikiyor ve insan bir turlu perdeyi kapayamiyor. Once belki cikip bir guzel kartopu filan oynayip cocuklar gibi cigliklar atip, kardan adamlar yapiliyor, birbirlerine kartopu atilip sirilsiklam olana kadar disarida kaliniyor. Sonra da eve kosup o kapanmayan pencerelerin onunde sicak icecekler yudumlanip bilumum cocukluk anilarina geri donuluyor.

Sehrin baska bir taraflarinda belki birileri birilerini oldurmeye devam ediyor, birileri birilerini aldatmaya devam ediyor, bir kadin agliyor yalnizliktan, bir bebek annesini ariyor, bir adam isten donmesini bekledigi karisini merakla ediyor, bir adam arkadaslari ile yemek yiyor farkinda bile olmadan yalnizligin, korkunun, endisenin; birisi sarilmaya hasret, birisi gunes isigina hasret, birisi pisman, birisi korkak, birisi umutsuz olmaya devam ediyor; kotulukler sadece o guzelim karin altina gizleniyor, belki birkac saatlik uykuya cekiliyor ama dunya butun bunlara ragmen bembeyaz ortuye burunmeye devam ediyor. Sanki hic kotulukler icat edilmemis, insanoglu kotulukle hic tanismamis gibi.

Disari cikiyorum, bir de gecenin guzelligine guzellik katan dolunayin altinda karin sesini dinliyorum. Hic ses yapmiyor gibi geliyor ama yere duserken belli belirsiz bir ses cikariyor ki, ancak guclukle duyabiliyorum. Ellerimi aciyorum, avuclarima dusen kar tanelerin hayranlikla bakiyorum. "Simdi bir dilek dilesem olur mu acaba" diyorum ve diliyorum guzelim aydan da yardim dileyerek ve birdenbire kocaman bir kar tanesi oluyorum , "hakikaten yildiz seklindeymis bunlar" diye hayretle dusunuyorum. Ucuyorum, ucuyorum; elimin uzanmadigi bir daha donmenin imkansiz oldugunu bildigim yere dogru gidiyorum. Ne kadar uzak oldugunun ya da gitmenin imkansiz olmasi da hic onemli degil su anda. Nasil olsa dilegim kabul oldu ve ucabiliyorum.

Sessizce annemin kucagina yine bir kucuk cocuk olup dusuyorum . O kadar sicak, o kadar yumusak, o kadar guvenli ki burasi, kokusu hep burnumun ucunda varligin sicakligina kendimi birakiyorum. Hic bir sey hatirlamiyorum bundan baska; dertler, uzuntuler, ihanetler, acilar, yokluklar, olumler bir anda yok oluyor. Sicak, simsicak ve guvenli bir uykuya daliyorum annemin kucaginda. Hic uyanmamayi dileyerek...

1 Şubat 2007 Perşembe

Biber Guzelleri




Gecen hafta sonu kocam ve ben birbirimizden ayri ayri pazarlara gidip ayni biberlerden alinca onlari bir sekilde degerlendirmem gerektigini anladim, bozulmamalari icin. Daha onceki yasadigimiz eyalette ve sehirde bu kadar bol ve uygun fiyata taze sebze-meyve bulamadigimizdan ikimiz de gordugumuz anda kendimizi tutamiyoruz. Belki bir sure sonra alisiriz ama simdilik boyle biraz gormemislik yapacagiz galiba.


Ben arkadaslarimla gittigim Phileladephia'da bir pazarda rastladim guzelim cesit cesit biberlere. Ince uzunlar, sismanlar, bizdeki Carliston biberlere benzeyen biberler ve daha bizim ulkemizde gormedigim bir suru biber cesidi bizi yillardir icimizde kalan biber yeme arzusuna kavusturuyor cok sukur. Nedense burada cok cesitli pazarlar var, belki Avrupaya olan yakinliktan olmali bilemiyorum, cunku pek cok seyde daha Avrupa etkisini gormek mumkun. Kiliselerin filan mimari yapisi da bizim Avrupada gorduklerimize cok benziyor. Burasi da daha tarihi binalar iceren, daha barok tarzi evlerden filan olusmus kucuk bir sehir zaten. Belki de o yuzden hersey lokal olarak yetistiriliyor ve hemen halka sunuluyor.


Arkadaslarim sonbahar zamani beni 'kendin topla' turunden bahcelere gotureceklerini ve kendi ellerimizle topladigimiz sebze ve meyveleri arabalara yukleyip eve gelecegimizi ballandira ballandira anlatiyorlar. Gercekten cok ilginc olacak, yillardir icimde kalan konserve yapma ozlemimi de boylelikle gidermis olacagim. Receller yapacagim, elmali turtalar yapip buzlukta donduracagim, kisin cikarip cikarip yiyecegiz.


Neyse gelelim fotograftaki biberlere..Hepsi kucuk kucuk dograndi, zeytinyaginda bir guzel cevrildiler. Sonra iclerine bir yigin sarmisak dogranip ilave edildi ve en son da rendelenmis domates eklendi ve hemen ocaktan indirildiler. Icinden birazi hemen taze ekmekler batirilarak yendi, kalani uc tane kavanoza siki siki dolduruldular ve bir dahaki kahvaltida bize eslik edene kadar buzdolabindaki yerlerini aldilar. Bu arada annemin bu muthis icatina bin kere daha tesekkur etmem lazim, canim annem bize her kahvaltida bu lezzeti cikarir ikram ederdi. Nasil ve ne ara yapardi bilmiyorum ama buzdolabinda hep boyle kavanozlar bulunurdu(hala da olduguna eminim). Kulaklarin cinlasin canim annem, artik ben de senin gibi yapiyorum..