28 Mart 2007 Çarşamba

Yigidim Aslanim


Su silanin ufak tefek yollari

Agridan sizidan tutmaz elleri

Tepeden tirnaga siir gülleri

Yigidim aslanim burda yatiyor

Bugün efkarliyim açmasin güller

Yigidimden kara haber verirler

Demirden dösegi tastan sedirler

Yigidim aslanim burda yatiyor

Ne bir haram yedin ne cana kiydin

Ekmek kadar temiz su gibi aydin

Hiç kimse duymadan hükümler giydin

Yigidim aslanim burda yatiyor
Bedri Rahmi Eyuboglu
** Fotograf sariq.org'dan Curtain of Sorrow adli tabloya ait

26 Mart 2007 Pazartesi

Ihlamur Kokulu Bir Kisa Yasam Oykusu

Kucuk bir kasabanin derli-toplu bir ailesinin uc kizindan biriydi Adile Hanim. Iki erkek kardesi ve babasi Bati’dan gelmisligin verdigi hosgorulu ile evdeki kizlara hep saygili davranmislar, buna karsilik Adile Hanim da eski Osmanli geleneklerine uygun bir sekilde onlara saygida kusur etmemisti. Kirk yil bir yastiga bas koydugu subay kocasina ‘cok temiz bir ailenin kizi’ diye tavsiye edilmis, Remzi Bey bir kapinin araligindan gorebildigi Adile Hanima o anda tutuluvermisti. Bembeyaz teni, simsiyah saclari ve canlilik akan bedeni ile her goreni hayran birakacak ozellikteydi Adile Hanim.

Ikisi de birbirlerini cok sevmisler, ufak tefek anlasmazliklara ragmen bir tek gun bile birbirlerinin kalplerini kirmamislardi. Onlari kavga ederken goren-duyan olmamisti. Ailesini, kucuk kasabasini ve dogup buyudugu Bati diyarini geride birakip kocasinin gorevi dolayisiyla Dogu’ya giden Adile Hanim, ilk baslarda cok sikintilar cekti. Hic alisik olmadigi bir sehir, tanimadigi insanlar ve henuz cok icini acamadigi bir koca ile tek basina kalmisti ki bu yaban ellerinde, ilk bebeginin olacagi sevinciyle kendini hazirliklara kaptirdi ve unutuverdi sikintisini. Elinden ne geldiyse dikti, ordu. Kocasi da guzel bir besik ile geldi bir gun eve, hazirliklar tamam olmustu. Bebegini kucagina aldiginda dunyalar onun oldu sanki. O kadar guzel gozleri vardi ki kizinin boyle bir mutlulugun varligindan bile habersiz yasadigina kendi bile inanamadi Adile Hanim. Ona daha nice bebek elbiseleri dikti, susledi bebegini. Masallar anlatip, yalnizliginda kizina icini dokmeye baslamisti ki bir gun atesli bir hastalik sonucu kaybediverdi bebegini. Gunlerce gecelerce suren yasi iki yil daha cocuk yapmasina engel oldu ama sonra nurtopu gibi bir oglu oldu. Ardindan yedi yil sonra ilkinden de kocaman bir oglu daha oldu ama kizinin acisini hep icinde tasidi Adile Hanim. Hatta oldugunde arkasindan esyalarini toparladiklarinda kimsenin yerini bile bilmedigi, otuzbes yil boyunca kimsenin gormedigi bir minicik bohcada o guzel gozlu kizinin giysilerini bulduklarinda herkes hickiriklara bogulacakti. Nasil da acisini yuregine gommustu Adile Hanim.

Ogullari buyuduler, birisi okumaya gurbete gitti ve hep gurbette kaldi. Ona hep ozlem duydu Adile Hanim. Bir turlu gelmedi oglu yanina, yakinina; ama biliyordu ki oglu icin en iyisi buydu ama gel de ana yuregine anlat iste bunu. Ogullari icin hep en iyisini istedi Adile hanim tabii her anne gibi; hep onlar icin para biriktirdi. Onlari evlendirdi, ilk torunu oldu. Yine gurbette kaldi, oglu da torunu da.


Ilk kalp krizini otuz bes yasinda gecirdi Adile Hanim. Nasil kurtuldigina kimse akil erdiremedi ama kurtulmustu iste, bir damari tikaliydi ve kucuk damarlardan da birkaci daha tikaliydi. Bir cok diet verdi doktor Adile Hanima, bir sepet dolusu da ilac. Yasama sekli degisecek, artik hicbirsey icin endiselenmeyecekti.

Soylemesi kolay ama yapmasi kolay miydi bakalim. Komsunun kizinin dugunune kosturacakti daha Adile Hanim, hasta olan uzak akrabaya ziyarete gidecek, evi temizleyecek, parlatacak, okuldan gelen oglunun camasirlarini beyaz-otesi olana kadar yikayacak, sunnet olan teyzesinin ogluna altin takmaya gidecekti.

Artik iyice yaslanan anne-babasinin evine de gidip ceki-duzen vermesi gerekiyordu ki ikinci kriz de geliverdi aniden. Artik bu isin sakasi kalmamisti. Bu krizden de kurtuldu Adile Hanim ama evdekiler artik ona her an kirilmaya hazir bir Cin vazosu gibi davranmaya basladilar.

Butun ilaclara, kalbinin kirilmamasina ozen gosterilmesine ragmen iki damarin da tikanmasi sonucu bir kriz daha gecirdi Adile Hanim. Bu kez gurbetteki oglu yanina alip bir guzel balon yaptirdi Adile Hanima. Hastanede yogun bakimda yanindaki sandalyede sabahlayan oglunun karisiydi ayildiginda ilk gordugu yuz ve icinden ‘ne iyi etmis de oglum bu kizla evlenmis, gozum arkada kalmayacak artik’ diye dusundu Adile Hanim. Doktorlarin “bu kalp artik dayanmaz, en ufak bir uzuntude, heyecanda duruverir” dedigi Adile Hanimin kalbi kocasi Remzi Beyin yogun sevgisi ve ihtimamiyla onbes yil daha carpmaya devam etti.

Bir torunu daha oldu diger oglundan, iki torunu da o kadar cok ona benziyorlardi ki, Adile Hanim icten ice cok buyuk mutluluk duyuyordu onlari gordukce. Ucuncu torununun da yolda oldugunu ogrendiginde ise artik mutluluklarin doruklarindaydi. Ah bir de yanlarinda olsalardi, hasretlik olmasaydi. Yorgun kalbinin dayanacagini bilse hemen ucaga atlayacak, okyanuslari asacak, ucuncu canini gormeye gidecekti ama korkuyordu ucmaktan, kalbinin bu heyecani kaldiramamasindan.

Bir sabah uyandi, pencereden bakti. Belediyenin dikerken kendi tarafina dikmesi icin yalvarmasina ragmen sokagin karsisina diktigi ihlamur agaclarini seyretti uzun uzun. Oldum olasi severdi ihlamur kokusunu, yazin nasil da hafif hafif esen ruzgarlar getirirdi kokusunu burnuna. Yureginde hafif bir sikinti vardi sebebini anlayamadigi. Gurbetteki ogluna telefon acti, evdekilerin hepsi ile tek tek konustu. Torunu ona ‘babaanne seni cok seviyorum, sakin unutma’ dedi, ici sicacik oldu Adile Hanimin..

Ertesi sabah cok erkenden uyandi, kocasi Remzi Beyle beraber namaz kildi. Kahvalti hazirlamak istedi ama Remzi Bey, Adile Hanimin henuz dinlenmemis yuzune bakti ve solgunlugunu uykusuzluguna verip ‘hadi sen git yat ben cay demler icerim, hem zaten dunden yaptigin corekler de var’ dedi. Adile Hanim da kocasinin sozunu dinleyip gitti, yatti. Kapinin kapandigini duydugunda henuz daliyordu. Bir ara yureginde bir sikinti ile tekrar uyandi, hep korktugu anin geldigini anladi. Ellerini yuzunun altina koydu, bir ufak dua mirildandi, basucundaki buyuk torununun cerceveli resmine bakip yuzune gelen gulumseme ile derin bir uykuya daldi, bir daha hic uyanmamak uzere. Kisacik omrune uc kalp krizi, bir dolu sevgi, arkasindan aglayan onlarca insan sigdirmis olarak.

Iki gun once gurbetteki ogluna ‘senin sevdigin zetinyagli enginarlardan yaptim, keske burada olsan da yesen’ demisti. Oglunun cenazesine geldiginde onlari yiyecegini bilmeyerek..


*** Nur icinde yat annecigim..


23 Mart 2007 Cuma

Kori Tozlu Su Kabagi Corbasi-Curried Butternut Squash Soup

Bu gordugunuz 'butternut squash', bizdeki sukabagina benziyor ama buradaki cesitleri gorunce onlardan biri olmadigini biliyorum. Cunku herhalde on cesit sukabagi veya ona benzer sey var burada, daha once hic gormemis oldugum.

Gecen yil Williams Sonoma magazasinda tanitim icin verdikleri corbadan icip de bayilinca, ne oldugunu sormustuk. Onlar da butternut squash oldugunu soylemislerdi. O gun bugundur alip da bir corba yapmak istiyordum ama buguneymis kismet.



Aslinda corba olark biraz tatli oldu bizim damak zevkimize gore ama belki bir dahaki sefere kabak kismini daha azaltip sogani filan artirirsam daha hos olacak gibi geldi bana. Yine de tanimak ve denemek guzel oldu dogrusu bu yeni lezzeti.



Malzemeler:

1 yemek kasigi tereyag

1 kucuk kuru sogan, kup dogranmis

4 bardak butternut squash, kabuklari soyulup kup dogranmis

kucuk bir elma, kabuklari soyulmus ve kup dogranmis

1 litre tavuk suyu ve belki biraz da su

1 1/2 cay kasigi kori tozu

1/4 cay kasigi tuz

1/8 cay kasigi beyaz biber

1/4 bardak krema(ben koymadim)



Hazirlanisi:

Tereyagini buyuk bir tencerede eritin ve sogani ekleyin. Hafif pembelesene kadar kavurun, ardindan kabagi ve elmalari ekleyin. Tavuk suyunu ekleyin, tuzunu, biberini ve kori tozunu da koyup karistirin ve kaynamasini saglayin.



Kaynayinca altini kisin, kapagini kapatin ve 25 dakika veya kabak yumusayana kadar hafif ateste pisirin.



Bes dakika kadar sogumaya birakin, mikserden gecirin.



Tekrar tencereye koyup, arzu ediyorsaniz kremayi ekleyin. Servis yapin( ben fotografta gorulecegi uzere kirmizi biberle servis yaptim, tatliligi dengeledi).


Afiyet Olsun..

14 Mart 2007 Çarşamba

Dantelli Erkekler

Turkiyede bir arkadasimin bir kac gun arayla birer erkek arkadasinin evine gitmesi ve iki evde de benzer seyler gormesi ile garip bir soru canlandi kafamda. Erkekler mi degisti, yoksa biz mi onlari anlamamaya basladik?

Kiz arkadasim bekar erkek arkadasinin evine gitti ve aslinda biraz da onu tanimak icin yapilan bir ziyaretti bu. Epeydir gorusuyorlardi ve birkac kere disarida filan da bulusmuslar, sinemaya gidip, yemek yemisler ve birbirlerinden hoslanmaya da baslamislardi ufak ufak. Hatta erkek cok da fazlasiyla hoslanmis ama arkadasim hala emin olamamisti bu erkekten. “Mutlaka evini de gormem lazim, uzun zamandan beri yalniz yasayan biri, evini de merak ediyorum, bir insani tanimanin en iyi yolu evini de gormektir’ diyerek evine gitti. Veee tamamen hayal kirikligi ile geri dondu. Bekar evi nasil olur, hepimizin az bucuk bir tahmini vardir tabii. Birkac birbirine uymayan esya, ya da uysa bile takim olmasi beklenmeyen seyler. Belki siyah deri koltuklar, salonda kitaplik ve icinde bir suru kitap, kocaman bir televizyon, sade ama abartisiz mobilyalar, kesinlikle tam tesekkullu bir muzik sistemi, banyoda tras takimlari, deodorantlar, mutfakta cok da fazla olmayan tencere vs veya hic tencere de olmayabilir (eger yemek yapmayi da bilmiyorsa), birkac tabak ve bolca bardak.. Degil mi?

Yok cok yanildiniz, bu evde birbirine uyumlu koltuklar ve ince tul dantelli perdelerin yanisira kalin perdeler, yemek masasinin uzerinde dantel ortuler, cicek gibi tertemiz bir ev, A’dan Z’ye mutfak takimlari ve hatta minik minik tencereler, tavalar, buzdolabinin uzerinde magnetler, kahve masasinin ustunde bile dantel ortuler varmis. Banyo cicek gibi, ortada bir tane deodorant veya tras malzemesi vs olmadigi gibi bir de misafir banyo havlulari ve bunlara takim el havlulari asilmis, beyaz halilarda aksamdan dokulen bir sarap izi veya bilgisayara cok dalmisken devriliveren bir kahve bardaginin kalintisi bile yokmus. Hatta hic yurunmemiscesine piril pirilmis halilar.

Belki bazilari icin hos gorunebilir butun bu saydiklarim ama benim arkadasimi ayaklari poposuna degerek kacacak sekilde korkuttu bu ev. Daha da kotusu aradan bir ay bile gecmeden baska bir erkek arkadasinin evine tesadufen gidip de onun evini de dantelli ve piril piril gorunce bir dejavu daha yasayip kafasi allak bullak oldu.

Nasil olmasin, bekar erkeklerin evlerinin salas olmasina alismis bir toplum olarak hepimiz boyle dusunmez miyiz? Belki bunun neresi kotu diyeceksiniz ama erkek olarak belirlenen bir bicim var. Hani bizi kollayan, kocaman elleri ile tamir edemeyecgi hicbir sey olmayan, gerektiginde bizim icin kavgalara bile giren bu killi ama yuregi genis cinsten beklenen seylerin hicbirine uymuyor bu anlatilanlar. Ne zaman bu kadar degisime ugradi bu erkekler ben de bilmiyorum acikcasi. En son universitedeyken bir erkek arkadasimin evine gitmistik ki onda da oturacak koltuk bile yoktu ve biz hepimiz yerlerdeki minderlere filan serilip, kendimize kirik dokuk bir caydanlikta cay yapip yanimizda getirdigimiz simitleri yemistik. Sanirim o zamandan bu zamana cok sey degismis diye dusunuyorum ama kiz arkadasim bu durumun hic de NORMAL olmadigini soyluyor bana. Ben genel olarak o “normal” deyimini hic sevmeyen biri oldugumdan bunu bilemem ama sadece durumu sorgulamaya yeter benim aklim.

Acaba diyorum, biz yillarca cok mu alistik azicik maco(belki biraz agir bir terim ama) tipli erkeklere. Hani biraz once dedigim gibi gerektiginde bagiran cagiran, kufreden, bizim icin kavgalara bile girebilen, arabamizin kapisini tutan, sinemada, konserde girdigimiz o umumi yerlerde kapimizda bekleyen, kalabalikta bizi hic incitemeden (daha dogrusu minciklatmadan) yerimize goturen, gerektiginde ayaklarini yikadigimiz, seve seve yemekler yapip, ona bakip gozettigimiz erkek tipini cok mu kaniksadik da simdi biraz degisik tipler bize cok acaip gelmeye basladi? Hani bir tarafimiz bar bar bagirip feministlik taslarken bri tarafimizla da “erkek” tipli erkeklerden gozumuzu alamadigimiz bir toplumda bu tip dantelli evi olan erkekler cok mu sakil kacacak acaba? Gerci arkadasim sorunun sadece danteller olmadigini soyluyor, o dantelsilik icine de isliyormus erkeklerin. Oyle yumusak, oyle duygusal olmuslar ki, her duygusal filme aglayan, sevdigi birinden bahsederken her ne ortamda olursa olsun gozyaslarina bogulan biriymis bu kisi ayni zamanda. Acaba diyorum, cok mu degisik birseyden bahsediyoruz burada?

Ya da erkekler artik o kadar alistilar ki kendileri gibi calisan, her dalda is sahibi-soz sahibi, tuttugunu koparan, gerektiginde pencereyi acip kendine yol vermeyen soforun birine kufur edebilen, geceleri disari cikip, hatta gec saatlere kadar disarida kalip eglenebilen, icen ama sapitmayan, araba kullanan ve hatta kullanmakla da kalmayip bakimini yaptiran, lastigini degistiren kadinlara ve boylelikle kendilerine ihtiyac duyan kimse kalmamasindan dolayi verebileceklerini sandiklari govde gucu iclerinde sikisip mi kaliyor? Tabii boyle kadinlarla birlikte ola ola kadinlardan bekledikleri annelik korumasini da alamiyor oluyorlar. Yani hangi kadin gece yarilarina kadar calisacak, eve yorgun argin gelecek ve o saatten sonra kocasinin sefkat ihtiyacini giderecek? Tabii ki kendini dusunen, kariyer yapmaya ozen gosteren ama bu arada da sacini basini da durmadan modaya uygun halde tutmaya calisan bir kadin sanirim eskilerdeki kadar sefkatli ve terim yerindeyse ‘anac’ degil. E bizim erkeklerimiz de bu boslugu kendi kendilerine doldurmaya basladilar sanirim. Kendi dantellerini kendileri ortup, minik tencerelerinde kendilerine yemekler yapip, acikli filmlerde gozyasi dokup, kadinlara da kadinca dokunmaya basladilar sanirim.

Kadinlarda artan testesteron hormonuna karsilik erkekler de estrogen salgiliyor olamazlar mi acaba?

Valla sucu kimsede aramayin, yine kendinizde arayin derim sevgili kadin arkadaslarim. Yine bir canavar yaratip (bu kez adi canavar sadece, kendisi bir kedi kadar uysal), yarattigimizdan kendimiz korkar olduk. Vay halimize…


11 Mart 2007 Pazar

Baklava

Vee Karsinizda Baklava..








Bir gun ruyamda ak sakalli bir dede cikip da bana 'kizim sen baklava ustasi olacaksin, adin dillerde dolasacak, herkes senin baklavalarindan yemek isteyecek ve hatta bundan para bile kazanacaksin' dese, 'vay canina dede herkese olacaklari soyler ama bana gelince dalga gecmeyi tercih etti herhalde' derdim.


Ama ilginctir ki, bu bir sekilde gercek oldu.Hayatimdaki bircok yenilik gibi baklava seruveni de Amerikaya gelince basladi.

Etrafimdaki Turk arkadaslar, Amerikalilarin cok fazla baklava sevdigini ve etrafta bir suru Yunan lokantasi veya firincisi oldugunu ve baklava sattiklarini ama bizim Turkiyede yedigimiz baklavalarin yanindan bile gecemeyeceklerini, bu yuzden de kendi baklavalarini yapmaya basladiklarini ve bunun da cok kolay oldugunu ve hatta ve hatta bana da ogretebileceklerini soylediklerinde kucuk dilimi yutacaktim nerdeyse. "Aman Tanrim" dedim kendi kendime, "etrafimda ne kadar da yetenekli insanlar var, ben evde baklava yapildigini anneannemden biliyorum ve onu seyretmisligim ve hatta bana verdigi yufkalari sermisligim de var ama bu Turk arkadaslarin bahsettigi oznenin ben olabilecegine hala inanamiyordum. Taa ki isin gercegini ogrenene kadar.


Megerse burada marketlerde donmus olarak satilan, yine Yunan mali olan Philo Dough(filo do) adinda bir yufka turu varmis. Bu yufka aynen baklava yapraklari gibi incecikler ve tamamen baklava ve onun gibi tatlilari yapmak icin uretilmisler (cok da isabet buyurmuslar). Bunlardan bir tane aliyorsunuz, icinden iki rulo halinde belki 50-60 yaprakfilan cikiyor. Bir tepsiye ilk ruloyu serip her bir yapragin arasina tereyag suruyorsunuz. Yapraklar cok cabuk kurudugundan islemi cabuk yapmak gerekiyor. Ilk rulo bitince bir tarafta orta buyuklukte kirdiginiz cevizicini tepsie esit sekilde yufkalarin ustune yayiyorsunuz. Ikinci ruloyu da aynen iliinde oldugu gibi her bir yapragi tek tek yaglayarak ustuste diziyorsunuz. En uste yeniden tereyag dokup, baklava dilimleri seklinde dilimleyip, onceden isitilmis firinda 375F(175C) de ustu kizarana kadar pisiriyorsunuz.


Uzerine onceden hazirlamis oldugunuz serbeti (serbet soguk olacak) dokuyorsunuz. Karsinizda harika bir baklava oluyor.


Bu en son yaptigim baklava onca yemegin uzerine dorder kocaman dilim yendi ve kutulara konulup kalanlar da eve goturuldu. Bir Amerikalinin bu kadar cok baklava sevecegi benim gibi baklavayi o kadar da cok sevmeyen birisine gore o kadar ilginc ki(su fistikli sarmalari tercih ederim dogrusu).


Burada satilanlarin cogunlukla balla yapildigini ve balin da cok kisiye alerji yaptigi icin yiyemediklerini o yuzden de benimkinin bir kat daha mukemmel oldugunu anlattilar bana o gece. Bir ders hazirlayip nasil yapildigini anlatacagim bu universite hocalarina. Hala cok guluyorum...




Nasil para kazandigima gelince, birkac yil once daha once yasadigimiz sehrin bir universitesinde bir uluslararasi kultur senligi duzenleniyordu. Bircok ulkeden gelen ogrenciler kendi kulturlerini tanitmak amaciyla stantlar kurdular, esyalarini tanittilar. Brosurler verip, tanitim yaptilar. Bunun yanisira bir de yemek reyonu vardi ki, isteyen kendi ulkesinden ornekler yapip satabilecekti. Biz de yapalim dedik ve birkac arkadas yemekleri bolustuk ve bana da ne gariptir ki baklava dustu. Herkes kendi butcesinden yapacak ve satistan ne kazanirsa kendinin olacakti. Benim baklavalara ben 3,5 dolar tabagina fiyat bictim. Galiba alti dilim koymustum bir tabaga. Arkadaslarim bu fiyatin cok oldugunu soyleyip beni para kazanamayacagim diye korkuttular ama ben bir alisveris merkezinde o Yunan mali kocaman, kuru, tatsiz baklavalarin 5 dolara satildigini bildigimden hic fiyat kirmadim ve iki saatlik satisin ilk yarim saatinde tum baklavalarim tukendigi gibi bir baska reyonda Lubnan isi baklava satildigi halde benimkinin adini duyup da bittigini uzulerek ogrenenlerin hayal kirikliklari da gorulmeye degerdi dogrusu.



Gunun sonunda en cok para kazananin ben oldugumu soylememe gerek var mi bilmem tabii.

**Tabii biz, bizim tatlilarimizi ve tatlilarimiz gibi daha nice kulturumuzu, yemegimizi, adetlerimizi, sarkilarimizi, giyim-kusam adabimizi sahiplenmezsek birileri sahipleneceginden; baklava da burada sadece Yunan ve Lubnan lokantalarinda yapiliyor ve satiliyor, bu da ayri bir yurek acisi. Herkes de bunu Yunan mali olarak biliyor. Orjinini ben de bilmiyorum ama bizim ulkemizdeki tatlicilardaki baklava ve tatlilarin dunyanin her yerinde buyuk bir begeni gorecegine eminim.

8 Mart 2007 Perşembe

Patates Dolmasi - Mantarli Tavuklu Krep

Gecen gunku menunun kalanlarinin tariflerini verecektim guya ama araya zaman girdi, yine de aklimdayken hemen yazayim istedim.





Patates dolmasini cok begendigim bir siteden aldim ki, buraya yazmayacagim tarifini, cunku tipatip aynisini yaptim tarifin. Isteyen sitenin orjinalinden alabilirler tarifi. Benim cektigim fotograf daha eski, cunku daha once de dedigim gibi bu kez telastan fotograf cekemedim(baklava haric tabii). Gercekten denemenizi oneririm, o kadar gosterisli ve lezzetliler ki biraz degisik birseyler denemek icin ideal bir tarif. Benimkilerin sekli daha degisik oldu ama ben de bunu burada bir restoranda gormustum, o yuzden kayik seklinde oydum iclerini.







Mantarli-Tavuklu Krep'i ise dilim dondugunce anlatmaya calisacagim. Annem ozel misafirleri geldiginde yapardi bu yemegi ve biz de yapilisindaki asamalari bilmeden yerdik ama is basina gecince ne kadar emekli oldugunu anladim ne yazik ki. Anneme daha bunun gibi pek cok sey icin yeterince tesekkur edemedigimi dusunsem de, bize aktardiklari sayesinde kendimi cok sey basarabilen biri gibi hissediyorum.


Fazla uzatmadan tarife geceyim.


Malzemeler;

Ici icin,

Iki buyuk parca haslanmis, didiklenmis tavuk gogsu
Bir kutu mantar
1/2 litre sut
100 gr (3 yemek kasigi) Un
100 gr tereyag


Krep Malzemesi;

2 su bardagi un
1/2 kg sut
4 yumurta
2 yemek kasigi eritilmis katiyag
2 yemek kasigi zeytinyag
tuz


Uzerine dilim cheddar veya beyaz dilim peynir (bilmiyorum Turkiye'de neler var ama ben American singles kullandim, nefis oldu)


Hazirlanisi:

Once besamel sosu(*) hazirlamak gerekiyor. Bunun icin de orta boy bir tencerede yagla unu pembelesmeden kavurun. Sutu azar azar ilave ederek, bulamac haline getirin(bu arada tencereyi atesten alirsaniz ve sutu cok yavas eklerseniz kesinlikle topaklanmasini onlemis olursunuz). Bir-iki tasim kaynatip atesten alin ve tuz atin.


Kucuk bir tavaya azicik yag koyup mantarlari soyle bir cevirip fazla sularini salmalarini beklemeden didiklenmis tavuk parcalarini icine atin ve butun bu malzemeyi de besamel sosunun icine dokup karistirin ve kenarda sogumaya alin.



Krep malzemesini buyuk bir kapta karistirip ince bir telle cirpin ve icinde topak olmamasina ozen gosterin. Daha sonra onceden isitilmis 20cm kadar eninde bir tavaya bir cay kasigi kadar kati yag koyup, krep karisimindan bir kepce kadar alarak tavaya dokun. Tavanin her yerine esit yayilmasini saglayin ve altini ustunu fazla kizartmadan pisirin. Karisim bitene kadar islemi tekrarlayin.


Daha sonra tavuklu-besamel soslu karisimdan her bir krepin ortasina bir miktar koyup krepi bohca gibi katlayin ve kat yeri alta gelecek sekilde onceden hafif yaglanmis firin tepsisine dizin. Butun kreplere ayni islemi yaptiktan sonra uzerlerine birer dilim peynir koyarak, onceden 350F(150C civari) isitilmis firinda 10 dakika kadar pisirin. Sicak servis yapin.




(*) Besamel Sosu 16 yillik yemek kitabim olan Leman Cilizoglu Eryilmaz'in Turk Mutfagindan Secme Yemekler kitabimdan yapiyorum. Hic bir zaman beni utandirmadi ve topaklanmadi.

4 Mart 2007 Pazar

Rulo Kofte(Dalyan Kofte)-Acem Pilavi


Gecen gun yemege gelen misafirlerime soyle degisik bir menu hazirlayayim diye cok ugrastim. Turk mutfagindan birseyler olsun istedim ve bu yuzden de aslinda benim pek cok yapmadigim seylere gitti aklim. Epey uzun bir arastirmanin sonucu annemin de 'aa neden rulo kofte yapmiyorsun' onerisi uzerine, Rulo Kofte, Acem Pilavi, Mantarli-Tavuklu Krep, Ispanakli Borek, Enginarli Yesil Salata, Patates Toplari ve Baklavadan olusan bir menu hazirladim. Aslinda kafamda daha yapacak cok sey vardi ama sonucta tum yemekler biraz eziyetli ve de gelenlerin de saglik sorunlari var diyerek biraz azalttim sayiyi. Tum menunun buyuk iltifatlar aldigini soylemeliyim ve hatta hayatlarinda boyle yemekler yemediklerini soylemeye kadar goturdu isi Amerikali arkadaslarim. Sagolsunlar, onlarin iltifatlari sayesinde yemeklerim odulunu almis, yorgunlugum da bir cirpida ortadan kalkmis oldu.


Daha sonra diger tarifleri de yazacagim ama bugunluk Rulo Kofte ve Acem Pilavindan bahsetmek istiyorum.


Rulo Kofte;

500 gram orta yagli kiyma
Bayat ekmek ici
1 Yumurta
Sogan rendesi
Tuz-Karabiber
Kimyon(arzuya bagli)
Bezelye-Havuc konservesi
Konserve domates suyu

Bezelye havuc konservesi ve domates suyu disindaki tum malzemeleri karistirip guzel bir kofte hamuru elde ediyorsunuz. Sonra bu hamuru duz acarak dikdortgen sekil veriyorsunuz ve ortasina suyunu suzdurdugunuz bezelye-havuc konservesini yayiyorsunuz(benim bezelye-havuc konservem yoktu, sadece bezelye konservesi koydum ve havuclari da cok az buharla haslayarak uzunlamasina bezelyelerin arasina dizdim).

Kofte hamurunu yuvarlayarak rulo sekil veriyorsunuz. Et biraz yagli oldugu icin yapismada gucluk cekilmiyor. Baglanti yerini alta gelecek sekilde onceden yagladiginiz bir tepsiye kofteyi yerlestiriyorsunuz. Uzerine azicik terayag dilimleri kesip de koyabilirsiniz ama et zaten yagli oldugu icin buna gerek de olmayabiliyor. Ben ustune domates suyu surdum ve onceden istilmis 375F (175C) derece firinda yaklasik yarim saat veya 40 dakika pisiriyorsunuz. Arada bir acip koftenin cikan suyundan koftenin uzerine gezdirmenizi tavsiye ederim, koftenin kurumamasini saglamis oluyorsunuz.


Dilimleyerek servis yapiyorsunuz.

** Bezelye-havuc karisiminin icine birkac tane de pismis yumurta konulabiliyor ama ben yumurtayi boyle yemeyi sevmedigim icin asla bu fikre yanasamiyorum.


Acem Pilavi;

2 olcu baldo pirinç
500gr kuşbaşı et
3,5 olcu et suyu ya da sade su
1 buyuk kuru soğan
6 yemek kaşığı tereyağı
4 yemek kaşığı çamfıstığı
4 yemek kaşığı kuş üzümü
1 tatlı kaşığı tarçın
1/2 tatlı kaşığı öğütülmüş karanfil
tuz

sicak su


Hazırlanması:
Pirinci sicak suda dort dakika, sonra iyice yıkayın ve suyunu süzün.
Kuş üzümlerinin saplarını temizleyin, yikayin. Yemeklik, ince dogranmis soganlari genis bir tencerede erittiginiz yagla birlikte cevirmeye baslayin ve etleri atarak kavurmaya başlayın, soğanlar pembeleşinceye kadar kavurun. Tencereye bir bardak sıcak su ekleyin. Etler ve soğanlar iyice yumuşayıncaya kadar, arada bir suyunu kontrol ederek kısık ateşte yaklaşık 1 saat pişirin.
Etler pişince ayni tencereye tüm baharatlari, kuş üzümünu ve çamfıstığını ekleyin, etlerle iyice karıştırın. Yıkanmış pirinçleri etlerin üstüne dökün ve hiç karıştırmayın, et ve pirinç ayrı tabakalar halinde kalsın. 3,5 olcu sicak suyu pilavin ustune yavasca dokun. Biraz tuz atin ve tencerenin kapağını kapatın ve önce orta sonra kısık ateşte, pirinçler suyunu çekinceye kadar 12 dakika pişirin. Pilavı ateşten alın, ağzını kagit havlu ile ortun ve kapagini kapatıp bırakın, 20 dakika dinlensin.
Sonra büyük yuvarlak bir servis tabağını tencerenin üstüne kapatın, tencereyi ters çevirin ve Acem Pilavı'nı üstündeki etlerle birlikte servis edin. Ben tabii masaya bu sekliyle goturup goruntu konusunda da puan aldim. Size de tavsiye ederim.
* Yemekleri servis etmeden once telastan fotograf cekmeyi unuttugum icin arta kalan bir minicik kofte dilimi ve az bir pilav sayesinde bu fotografi cekebildim.

1 Mart 2007 Perşembe

Ari Temali Dogumgunu Partisi




Dunyada tanidigim en yetenekli insan benim annemdir sanirim. Gorup de yapamayacagi hicbir elisi vs olmadigini saniyorum. Yetenegi sonsuz gibi birsey. Orgude, nakista, dikiste, dantelde, resim yapmada, cicek duzenlemesinde, boyamada ve hatta yemek yapmada onun eline su dokebilecek birini tanimiyorum. Bu sadece benim annesine hayran bir kizin duygulari degil, onun yaptiklarini goren herkesin ortak fikri. Hala benim icin ordugu masa ortusunun bir ornegini yapabilen cikmadi ki herhalde bu yirmi yil kadar onceydi. Bir Alman dergisinden buyutecle cikardigi modeli onceleri gizli gisli sadece evde ordu ki, ornegini almasinlar diye. Hemen hemen bitirdigi zaman cikti ortaya ortu ki, o zaman da yer yerinden oynadi. Nasil olur da boyle bir modeli bulabilir ve nasil olur da bu kadar ince dantel ipligi ile orebilirdi. Tahmini cikarmaya calisanlar oldu ama sanmiyorum ki onun gibisini orebilen yoktur hala.

Bense bu masa ortusunu onceleri serdim filan ama simdi buna uygun bir masam olmadigi icin kullanamiyorum ama galiba sadece bu ortunun olcusunde bir masa alacagim ve gelip gecip her gun yine elimi surerek gunlerin-gecelerin emegine, iki goz numarasi kaybina neden olan bu gercek guzelligi sevecegim, oksayacagim yine. Simdilik sadece dolaptan ciakrip kokluyorum.

Aslinda baska bir sey anlatacaktim ama konu yine benim ozlemlerimde takildi kaldi. Annemden sonra tanidigim ikinci yetenekli insandan bahsedecektim aslinda. Bu kisi benim cok sevdigim arkadasim Asli. Gercekte kendisi benim sevgilimin kardesinin karisi, hatta Turkcede bunun icin bir karsilik bile var ama ben bu sozden olabildiginde kactigim icin kullanamayacagim bunu kusura bakmayin. Bana hep birbirinden nefret eden, olesiye kiskanan kisileri hatirlatiyor nedense.

Fotograflarda gorulen Asli'nin kizi icin yaptigi partiden bahsetmek istiyorum. Benim biricik yegenimin ucuncu yasgununu kutlamak icin aylar onceden hazirliklara basladi ve kendisi gibi yetenekli olan annesi ile brilikte bir suru akla gelmeyen seyler yaptilar. Tema olarak ARI sectiler ve birkac ay oncesinden pasta susleri icin FIMO hamurundan ari figurleri hazirladilar. Her bırı ınanılmaz sırınlıktekı fıgurlerın tum dızaynı Aslı'ya ait. Daha sonra da pastayi da tamamen elde hazirlayarak yaraticiligin sinirlarini astilar. Pastanin tum malzemelerini Turk malzemeler kullanarak yaptilar. Cubuklara takili biskuviler ise inanilmaz guzellikte ve ben bile burdan deli oluyorum onlari gordukce. Nasil kiyip da yediler bilmiyorum ama evde yapilabilecek gordugum en guzel ve en yaratici parti idi bu.


Buyukler icin ayrica yapilan ve kalabalik yapmasin diye bu masaya konulmayan borekleri, kekleri, mercimekli kofteleri hic saymiyorum bile. Kizinin kiyafetini de tamamen elisi olmak uzere; ari seklinde kendisinin yaptigini, tulden kanatlar ve hatta kafasina bir tacla birlikte minik antenler bile ekledigini soyledikten sonra sanirim "yetenek" konusunda ne demek istedigimi anlamissinizdir. Kendisini durmadan profesyonelce parti duzenlemesi konusunda korkunc destekliyorum ama uzaktan fazla elim yetmiyor, orada olsaydim ona Ankara'da musteri bile bulmaya kadar gidebilirdim ama sadece izniyle resimleri yayinlamaya ve aslinda ne buyuk bir yetenegin profesyonelce kullanilmadigina uzulmeye yetiyor elim. Asli'nin yaraticiligindaki en onemli unsurlardan biri de en kolay bulunacak malzeme ile yapmasi tum bunlari. Yani belki bircok kiside yetenek olabilir ama asil onemlisi bunlari en uygun fiyatlara mal etmek galiba. Kendisine yeteneginden ve yaraticiligindan dolayi korkunc saygi duyuyorum, sevgim ise daim...
Bize gokyuzunun renklerini gosteren, seslerini duymamizi saglayan, daglarin sadece kahverengi olmadigini ogreten, kuslari resmederken kirmiziya boyamama izin veren annemin, kafasindan uydurdugu bir tema ile yetenegin sinirlarini zorlayan Asli'nin ve daha nice yetenekli insanin serefine...