31 Ağustos 2010 Salı

Bazi Gunler



Bir dogumgunu daha yasandi, kutlanmadi. Kutlanmaya deger olmadigi icin midir bilemem ama yerine getirilmesi gerekenler listesinden sadece ‘aramasi beklenen sahislar’ aradi ama mumlar uflenmedi, pasta kesilmedi. “Iyi ki dogmussun” diye sarki soylenmedi, belki de hic kimse oyle hissetmedi.

Usulen hediyeler verildi, kendi sectiklerimizden. Usulen arayan kisiler seslerindeki ofkeyi zorla bastirdi, sevgisizliklerin gostermemeye calisarak soylenmesi gereken sozleri soyledi ve icine hic bir duygu karismamasina ozen gosterilen konusmalar havada digerlerinin yanina asilarak kaldirildilar.

“Sana bu yil hediye bile alamadim elim cok sikisikti’ demeyi bile basardi birisi; evden ayrilirken elinden tablosunu alip da asili oldugu yere koyarken ‘herseyi aldin bari bunu birak’ dedigini unutmus gibi yaparak. Saka yapiyor olmaliydi, baska aciklamasi olamaz cunku.

Eskiden birilerinin avuclari icine adini kazidigini soylerlerken simdi hatirlayan bile olmamisti. Kimin hayatina iz birakti acaba? Kim biliyordu varligini? Butun ruya kahramanlari toplanip gelse acaba kafi olabilir miydi kutlamalari kabul etmeye gunler, geceler?

Sonra anneannesi cikiyor bir gun ruyasina 'ne zaman istersen gelebilirsin, kapim sana her zaman acik' diyor. Uyaniyor, aglamis. Yastik islak cunku.

Belki de boyle oluyor insan kirkindan sonra, dogumgunu kutlamiyor, kucaklanmiyor, ardidnan onu ozleyen olmuyor. Uzakta olmak ayri bir neden tabii. Artik onu dusunen de yok. Olsundu. Bunu kendi secmisti. Hak ettigini buliuyordu ( mu acaba)?

Hayat kisa, devam etmek lazim. Geride baskalarinin dogumgunleri var. Daha kucuklerin, daha eglenceli olanlarindan. Onlarinkinden sebeplenip kahkaha atilabilir, ya da yine kuytu bir kosa bulup, iki damla daha gozyasi akitilabilir...

Belli mi olur, kirk yas zor yas....