Kayıtlar

Bilgisayarim Coktu

Bunun uzerine ne yazilir bilmem. Zaten yazasim yoktu, zaten yaz rehaveti uzerimizdeydi, zaten gezip tozmak en onemli islerden bile onemli hale gelmisti. Bir de hemen hemen tanidigim herkesin basina gelen benim basima da geldi sonunda ve beni bes yildir gik demeden sirtinda tasiyan, en zor gunlerimde en yakin dostum olan, en sevdiklerimle aramdaki kilometreleri bir sinyal uzakligina tasiyabilen bilgisayarim, canim, tek dostum, sirdasim koyu karanlik bir ekrana donustu. Ne kadar tusu varsa denedim, tik yok. Ne kadar yontem varsa denedik, geri gelmiyor. "Bari fotograflari kurtaralim ve bir de yemek tariflerini ve tabii en onemlisi benim kucuk hikayelerimi' derken hummali bir calisma sonucu bakalim geri gelecekler mi ama ben iyice elsiz kolsuz kalmis gibiyim. En ufacik bir fotograf dahi bulamiyorum, yemek tariflerime ulasamiyorum. Sanirim o da kendince bir 'yoruldum' deme yolu buldu bana. Saygi duyarak, tamir surecinde ben yine utanarak kendimi yazin rehavetine birakiyoru...

Havuclu Muffinler

Resim
Bazen 'tembellik gibisi var mi?' diyesim geliyor. Oyle yasamasam da... Bazi seylere fazla zaman ayirdiginiz zaman, daha onceleri yaptiginiz seylere ayiracak zamaniniz kalmiyor ve bir an aslinda onu-ya da onlari- yok farz etmek istediginizi fark ediyorsunuz. Soyle ki; kontrolden cikinca tamamen cikariyorsunuz hayatinizdan, aslinda pek de istememis olmaniza ragmen. Bircok zamanlar onsuz nasil yasayacaginizi bilemeyeceginizi dusundurecek kadar hayatinizi isgal etmis bir seyi nasil olup da bu kadar gozardi edebildiginize kendiniz de sasiyorsunuz ama yapacak birsey yok, tembellik sarmis sizi... Bloguma oyle oluyor diye uzuluyorum zaman zaman. Tamamen bir yaz eglencesi benimkisi aslinda. Yapacak binlerce baska is varken buna sira gelmiyor. Bazen de tembel tembel gunesin altinda yatip, kisin kivranilip da okunamamis kitaplari okumak varken; iceri girip yemek ya da baska bir sey uzerine yazi yazmak gelmiyor icimden. Sanirim bircogunuzda vardir bu tur bir ruh hali. Blogumu yazin gevsek,...

Kore Usulu Salatalikli-Naneli Tavuk

Resim
"Degisik bir seyler yapayim, bizimkilere ne iyi bir asci oldugumu gostereyim" derken, cok seveceklerini sandigim ve ozene bezene yaptigim seylerden ayip olmasin diye yediklerini fark ediyorum. Hic ummadigim, icinde acaip sebzelerin oldugu seyleri veya baharatli etleri cok begendiklerini gorup daha da sasiriyorum. Yillarca ayni evde yasamamis olsak ne zaman bu kadar farkli lezzetler gelistirdik diye sorgulayacagim ama demek ki benim Amerika hayatim beni cok degistirmis. Ben farkinda olmadan baska mutfaklara dalmisim, yeni damak tatlari gelistirmisim. Yine de onlarin da sevecegi ortak seyler buluyorum, en azindan aramak bile guzel. Cunku yiyecek birileri olduktan sonra pisirmek dunyanin en keyifli isi bana gore... Asya mutfagindan cok da maceraci olmasin diye ararken buldugum Cooking Light dergisinin Nisan sayisindan bir yemek bu da. Sevildi, begenildi ama yine de ilk goruste bir 'salatalik ve tavuk mu, bir arada mi' sorusu sorulmadan edilemedi... Gerekenler soyle; Sala...

Dusunuyorum O Halde Varim

Resim
Bu aralar geziyoruz, geziyoruz. Tabii yemekler de yapiliyor ama onlar buralara fotograflari bile gelemeden mideye iniyor. Cogunlukla da onceden denedigim 'ah bunu muhakkak misafirlerime pisirmeliyim' dedigim seylerden yapiyorum, onlarin da zaten fotograflari mevcut blogta. Gecen hafta gittigimiz ve cok ilgimi ceken bir muzeden bahsetmek istiyorum size, Rodin Muzesi . Unlu heykeltras Rodin'in hemen hemen tum eserleri buraya getirtilmis ve Philadephia da cok hos ve sakin bir yerde, hemen hemen tum kulturel faaliyetlerin sergilendigi bir mevkide bu muzede sergilenmeye baslamis. Yolu dusenleri kesinlikle kacirmamasini oneririm bu kapisinda Dusunen Adam heykeli bulunan Rodin Muzesini. Bu en alttaki fotografta Rodinden Victor Hugo'nun bir heykelini yapmasini istediklerinde yaptigi; Victor Hugo'yu ve onun basinda bir ilham perisini ve ayaklarinin altinda denizden cikan uc melegi temsil eden bu heykel var. Benim cok ilgimi cekti. Detaylar, cizgiler, fikir cok ama cok guze...

Balkabakli Bazlama

Resim
Tarif, Miss Cilek 'ten. Harika bir pazar gunu, harika bir kahvalti sofrasini suslediler. Tabii bu mevsimde balkabagini nereden buldugum sorusunun cevabi ise, kistan pisirip dondurdugum harika kokulu guzelim balkabaklaridir. Bu kadar cok cesit balkabagi oldugunu bilmiyordum dogrusu, Amerikanin bu yoresine tasinana kadar. Bizim Kulkedisi filmindeki balkabagina benzer bir kabak gorunce dayanamayip hemen aldim. Ilk defa bizim ulkemizde gordugumuz kabaklara benziyordu bunlar. Adini sordugumda 'Cinderella Pumpkin' dedi satici teyze. Harika bir benzetme, harika kabaklar, harika bir bazlama. Buyrun afiyetle siz de yiyin. Tarifin orjinali burada ama ben yine de artik blog kapanma olaylarindan son derece korktugum icin tarifi buraya da yaziyorum. Hic bir sey degistirmeden-eklemeden yaptim bu enfes bazlamalari... -1 Yumurta -4 yemek kaşığı pekmez (veya 2 yemek kaşığı esmer şeker) -4/3 su bardağı süt -1 portakal kabuğu rendesi -2 yemek kaşığı zeytinyağı -1 avuç ceviz -4 yemek kaşığı ...

Domatesli Bruschetta

Resim
O kadar cok yazmayasim var ki... Iki yildir yuzunu gormedigim, sarilamadigim, karsilikli oturup kahve icmeye hasret kaldigim sevdiceklerim burada... Gezmek, konusmak, icebildigimiz kadar icmek istedigimiz seyleri icmek, sarilmak, koklasmak, kirlara bahcelere dogru kosmak, yerlerde yuvarlanmak, bahari icine cekmek ve sohbetin dibine vurmak zamani simdi. Az yazip, cok ani biriktirecegim... Cok yazmak zamani geldiginde yine belki biraz uzgun ve biraz dolu olarak donerim. Ya da iki arada bir derede bir seyler yazarim. Ama simdilik bu yapimi kolay, ogleden sonra kurtaricisi Bruschetta lar.. Baget ekmekleri verevine kesin. Once uzerlerine biraz zeytinyagi surerek firinda azicik isitin. Uzerleri icin caniniz ne cekiyorsa; domates, ince kesilmis biber, ince kare dogranmis kuru sogan, sarmisak, mantar, feslegen veya ince dogranmis maydanozu biraz zeytinyagi ile karistirip, tuz-karabiber ekleyip ekmeklerin uzerine surun. Domatesinin bol olmasi gerekiyor aslinda. Sadece domates, sarmisak v...

Kahramanima

Resim
Soguk bir kis gunu, annesinin diktigi kirmizi mantosuna sarinmis, annesinin kucagina kafasini koymus, tik tik tik diye giden faytonun tekerlek sesleri arasinda doyamadigi uykusunu tamamlaya calisiyordu kucuk kiz. Annesi sabahin besinde kalkmis, 3. kattaki evlerine depodan komur cekmis, sobayi yakmis, evi isittiktan sonra kizini uyandirmisti hafta ici her sabah oldugu gibi. 3 yasinda ya var ya yoktu, bundan once denenen bakici kadin-anneanne seceneklerinin hicbiri yurumemisti kucuk kiz icin. Annesinin okulundaki krese kabul edilecek yasa gelince anne de elinden tutmus, hic olmazsa gun icinde birkaz kez ziyaret edebilecegini dusunerek sevindigi krese yollamaya baslamisti kizi. Tek zorlugu bu soguk kis sabahlarinda kalkma ve yola dusmekti. Anadolu’nun tam ortasinda kucucuk bir sehirde yasiyorlardi. Kislar inanilmaz soguk geciyordu. Kar nerdeyse insan boyuna ulasiyordu kimi zaman(ya da o zamanlar oyle geliyordu kucuk kiza). Sabah sogugunda karda bata cika yuruyemeyince annesi faytoncu amca...