31 Ağustos 2007 Cuma

Degmesin Yagli Boya


Bizim evde boya var. Yine...


Sevgili, beyaz duvar sevmiyor. Her gittigimiz evde duvarlari rengarenk boyuyoruz. Tamam pek de rengarenk degil. Ona kalsa her duvar ayri bir renkte olup kirmizi, bordo, mor filan olacaklar ama benim sayemde yumusayarak bej, taba, acik yesil, turkuaz, tirse yesili, mavi renklere donusuyorlar.


O memnun. Renkli olsun da ne olursa olsun ona gore. "Hastahane duvari" gibi olmayacakmis. Daha kirlenmemis olan bembeyaz duvarlari boyuyoruz boylelikle, sevgili mutlu olsun diye..


Evin diger odalarini yazin basinda baslamistik boyamaya ama simdi oturma odasindayiz, cok zorlaniyoruz. Cunku ivir ziviri toplamak o kadar uzun surdu ki, boyaya baslamak uc saat aldi. Boyayi yapmak, ortaligi tekrar yerlestirmek, yeniden televizyonu, muzik setini filan takmak derken biz butun gunu harcadik bile.


Onceden hazir ettigim yemekler (harika seyler yaptim, tarifler gelecek) sayesinde ac kalmadik ama bende da iki satir bile yazacak hal kalmadi. Iki kadeh sarabimizi icip yeni duvarlarimiza baka baka keyif yapacagiz gunun kalan son iki saatinde. Geri kalan son iki odayi da hic dusunmemeye calisarak.


Hepinize bol renkli, gonlunuze gore yasam alanlari diliyorum.

30 Ağustos 2007 Perşembe

Sarmısaklı ve biberli karides


Anadolunun tam orta yerinde dogmus ve buyumus biri icin bu kadar deniz sevgisi nasil olur bilmem. Bendeniz oyle denizi uzaktan gorup de seyredenlerden degil de icine girip, hic cikmak istemeyen, yuzgecleri cikana kadar da suyun icinde oturan, cok iyi dalan, cok iyi yuzen, her turlu deniz mahlukatina karsi inanilmaz bir istah besleyen biriyim. Benim bu halimi gorenler gercekten cok sasiriyor, cunku hic sanki denizle alakam olmamali gibi dusunuyorlar. Nedendir bilmem. Halbuki biz cocuklugumdan beri her yaz mutlaka bir sekilde denizle hasir nasir olmusuzdur. Yokluklari varliklara cevirmeyi cok iyi beceren ailem sayesinde her yil uzunca bir tatil yapardik deniz kenarinda. Herseyi oldugu gibi bu ozelligimi de onlara borcluyum, bu vesile ile tesekkur edeyim dedim.


Etleri cesit cesitlerinin yendigi ve pisirildigi sehrimde nedense hic bir zaman elimi ete surmemisimdir. Ama is baliga gelince ellerim, koklarim, gozunu acarim, icine bakarim, temizlerim, hic usenmem.
Hele ki eger sozkonusu karides ise, her turlu eziyete raziyim. Taiwanli arkadasim benim mutlaka bir denizkenarinda karideslerin ortasinda yasamam gerektigine karar vermisti, bana karideslerin aslinda kabuklarinin bile soyulmadan yenilmeleri gerektigi soylediginde hic itiraz etmeden denedigim icin. Onlarin arasinda bile kolay kolay yapilamazmis, cunku guclu bir mide gerektirirmis, kabuklari ile yemek karidesleri. Tabii bu kocaman karidesleri icin sozkonusu degil, daha ufak karidesler icin deneyin eger siz de benim gibi asiri merakli iseniz karides isine.


Bu tarif evcini'nden alinma ama ben biraz degistirdim yine kendime gore. Bircok kez yaptim aslinda ama galiba fotografini cekecek kadar dayanmiyorlar. O kokuyu duyan hemen ekmegini hazir edip saldiriyor ocaktan iner inmez. Onun icin de bu fotograf cok bulanik cikmis, ben de agzimin suyunu zor zaptetmisim galiba. Soz, yeniden daha duzgun cekip yayinlayacagim.


malzemeler:
4-5 yemek kaşığı sizma zeytinyağı
6 diş sarmısak, ezilmiş (biz cok sarimsakli seviyoruz)
1 çay kaşığı kırmızı pul biber
1 çay kaşığı isot biber veya chili (herhangi bir toz biber de olur)
yarım kilo orta boy karides, kabukları ve içi temizlenmiş (ama kuyruklarini ustunde birakabilirsiniz, tutup almak icin daha kolay oluyor)
1-2 yemek kaşığı limon suyu
tuz ve taze öğütülmüş karabiber
2 yemek kaşığı incecik doğranmış maydanoz


yapilisi:
Bir tavada orta ateşte yağı kızdırın ve içine sarmısak, pul biber ve diger tatli toz biberleri ekleyip 1 dakika kadar kavurun.
Isıyı artırıp karidesleri ve limon suyunu ekleyin. Karidesler pişip, sos her yanına bulaşana kadar 3 dakika çevirerek pişirin.
Tuzu ve karabiberi ekleyin. Tavayı ocaktan alın ve maydanozu serpip hafifçe karıştırın. O sekilde servis yapın.

Cok kolay ama cok lezzetli oluyor, son yaptigimda Amerikali misafirlerimi tavanin dibindeki suyuna ekmek banarken resmetmeliydim aslinda. Turklestirme calismalarimizda son derece basariliyiz yani...

** Bu arada dipnot olarak vereyim, karides o kadar kolay pisen bir deniz urunu ki, ben bir ABD lokantasinda gormustum; karidesleri dort dakika sicak suyun altinda tutup pembelestiklerinde servis yapiyorlardi.

28 Ağustos 2007 Salı

Domatesler, Domateslerim


Pennsylvenia ya ilk geldigimde katildigimiz bir davette yemek yerken yanimda oturan beyefendi ile sohbete baslamistim. Bizim Texas'tan geldigimizi ve orada alisageldigimiz Turk sebze ve meyvelerini cok zor buldugumuzu ve buldugumuzda da cok fazla ucret odeyerek aldigimizi ogrenince 'simdi bulundugunuz yerde cok cesitli sebze ve meyve bulacaginiza emin olun. Hele bir bahar gelsin, yaz gecsin. Kendi ellerinizle sebze-meyve toplayacaginiz bahceler bulacaksiniz. Kasalarla seftali alacaksiniz. Hem o soz ettiginiz visneyi belki de tek bulacaginiz yer burasidir. Yaz ortasinda domatesin bolluguna ve ucuzluguna inanamayacaksiniz' demisti. Kendisi de bir sure bizim su anda yasadigimiz sehirde yasamis oldugu icin bunlari bildigini soyledi. Simdi baskent Harrisburg de oturuyorlardi ve hemen hemen ayni yiyecekleri bulabilmekle beraber bizim bu konuda daha cok secenegimiz oldugunu da ekledi.

Esi de yemeklere cok merakli olup bana bir cok Turk yemegi bildigini ve hatta yaprak sarmasinin icine kendime ozgu hangi baharatlari koydugumu bile sordu. Gercekten gourmet sayilabilecek ozellikleri olan bu grupta cok keyif aldigimi ve cok sey ogrendigimi eklemeliyim.

Az sonra ev sahibi elinde bir kitapla geldi ve kitaptan sayfalar cevirerek bize Pennsylvenia daki Alman etkisi altinda kalan eski bahceleri gostermeye basladi. Kitabi elime alip iyice inceledigimde kitabin yazarinin yanimda oturan beyefendi oldugunu anladim ve de kendisine donup hayretten acilmis gozlerle baktigimda bana sakaci bir gulumseme ile baktigini gordum. Kendisi Irwin Richman'di ve kitabinin adi da 'Pennsylvania German Farms, Gardens, And Seeds'di. Bana verdigi bilgiler oyle kulaktan dolma seyler degilmis, kendisi bizzat ustasi imis bu bilgilerin. Ne kadar etkilendim anlatamam.

Bir yil once bunlari kehanet gibi dinlerken simdi bana derya gibi gelen domateslerle oyuncak gibi oynamaktayim. Kasalarla domates aliyoruz pazardan ve o kadar komik paralar oduyoruz ki bunlara, sasmamak elde degil. Ustelik de hepsi lokal yetistigi icin alicisini saticisini biliyoruz ve son derece saglikli gorunmeleri beni mahvediyor. Yillarca bir kilosuna 3-4 dolara aldigimiz hepsi birbirinin ayni domateslerden sonra bu irili-ufakli, bazi yerlerinde topraga degmekten dolayi iz olan, Turkiyede koylulerden alarak tadina doyamadiklarimizin tamamen aynilar, damarsiz, sulari akan, lezzetli mi lezzetli domatesleri kokluyoruz, her sabah cig cig yiyoruz, salatasini yapiyoruz, aksam cayinin yanina uzerine sizma zeytinyagi dokup, azicik da kekik gezdirip ikram ediyoruz, salcasini yapiyoruz, konserve siselerine sos halinde dolduruyoruz. Her yerimiz domates ve turevleri ile doldu ama asla sikayet etmiyoruz.


Hatta bir de bunlara benim minicik bahcemde yetistirdigim Turkiye'den tohumlarini getirip de yaklasik alti aydir uzerinde cesitli sekillerde ugrastigim domateslerin ilk meyvelerini alip(yukaridaki resim) ve de daha arkadan gelen yirmi-otuz kadar daha yesillenmis domatesi gorunce beynim havaya firlamis gibi oluyor. Gecen yaz Turkiye'de hemen hemen herkes bana cekirdek, tohum biriktirmisti. Kimini babam gunes altinda kuruttu, kimini evin balkonunda minik tabaklarda. Kucuk kagitlardan kulahlar yapildi, uzerlerine nerelerden alindiklari, nasil kurutulduklari yazildi.

Uzerlerine cok konusuldu, bana cok seyler anlatildi. Yetmedi ben buraya gelince kitaplar okudum; mart ayinda hepsini minik minik kaplarda yesillendirmeye basladim. Sonra bahceye tasindilar, orda serpildiler, buyuduler, hemen hemen her gun yagan yagmur sayesinde de simdiki boyutlarina ulastilar.

Bundan bir iki oncesi bile boyle birsey yapabilecegim, bahcemden domates toplayacagim, biberleri tek tek elllerimde koparacagim, feslegenleri onlara eslik ettirecegim, nane yapraklarini incitmeden domateslerin uzerine yerlestirecegim aklimdan bile gecmezdi. Istiyordum, deliriyordum ama nasil basaririm bilemiyordum.

Simdi kucuk basladim ama seneye cok buyuk projelerim var. Bahceyi buyutecegim, mart ayinda daha cok minik kapta yesillikler uretecegim. Patlicanlar, salataliklar, bezelyeler deneyecegim.

Bunlari ovunmek icin anlatmiyorum, sadece dunku yazimdaki gibi insanin isterse herseyi basarabilecegine ornek vermek istedim. Cok fazla birsey yaptigim soylenemez belki ama kendi capimda benim icin imkansiz olan seyleri basardigima inaniyorum. Gunesi bir kucuk balkondan gormeye alisik olan bir buyuksehir kizi olarak, toprakla oynamak, ona birseyler verip ondan karsiliklarini almak beni bilmedigim bir cok duygu ile de tanistirdi.



Sonuc olarak insanin sevdigi birseyleri bulmasi ve bundan karsilik bulmasi gercekten cok zevkli.

Son fotografin konu ile alakasi yok aslinda. Hic de sik olmayan, kadin ayagina en ufacik bir zerafet bile getirmeyen bu terlikleri nasil aldigimi ben bile bilmiyorum ama bahcede calisirken bundan alasi olmuyor. Terletmiyor, arkaligi sayesinde islak toprakta ayagim kaymiyor ve de islandi mi filan diye endise etmeye gerek yok, cunku kendisi plastik. Domateslerime domates rengi terliklerimle yaklasiyorum, urkmesinler diye...

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Blueberry Rulo Dogumgunu Pastam


Birkac gun sonra bizim minigin de dogumgunu olmasi ve de benim o kadar ozel bir pastayi evde yapmamin imkansiz oldugu bilindigi icin en azindan kendi pastami kendim yapmak istedim. Birkac gundur bizimpastane'nin kiyi kosesini okuya okuya bir cesaret geldi bana da iste. Tabii ki kendilerinin dogumgunleri icin yaptigi sahane gorunuslu seylerden denemeye cesaret bile edemedim. Cunku benim simdiye kadarki pandispanya denemelerim pek de icacici seylerle sonuclanmadigi icin inanilmaz korkardim ama bu inanilmaz guzel tarifle benim gibi pasta yapma konusunda cekinceleri olan biri bile az-bucuk basarili oldu denebilir iste.


Benim eklediklerim ise, pastayi evde bolca bulunan blueberry(likapa miydi?) ile yapmak, krema kismina bir miktar heavy cream (tatli krema) ile bir kutu krem peyniri ,vanilya ve toz seker ile cirpmak, ustunu pandispanyam catladigi icin krema ile kaplamak zorunda kaldigim icin suslemek icin daha fazla krema kullanamayacagimdan bitter cikolata rendeleyip durumu kurtarmaya calismak oldu. Tabii blueberry ile yaptigim icin evde var olan blueberry marmeladi ile kapladim pandispanyayi ve de bizim evde adet oldugu uzere pandispanyayi rom-su karisimi ile islattim( azicik booze olmazsa olmaz).


Ayrica pandispanyayi ne kadarlik buyuk bir tepsiye ya da pasta kalibina dokecegimi bilemedigimden kendi firin tepsimin icine doktugumde cok ince oldugunu gorunce panige kapilip daha kucuk bir tepsiye aldim pandispanyayi ama bu sefer de cok kabardigi icin(ki ben bu kadar kabaracagini bilmiyordum) bir tarafi biraz daha kabarik oldu. Bu da rulonun ustten bakildiginda azicik egri durmasina neden oldu ama bu korktugum pandispanya ile ilk tecrubem oldugundan cok iyi bir sonuc elde ettigimi bile soyleyebilirim.


Pastalardaki o tatli-eksi tada bayildigimizdan inanilmaz begendik tadini. Sanirim birkac meyve denemesi daha yapacagim ve ondan sonra sitedeki diger enfes pastalara zorluk derecesine dogru yavas yavas gececegim.


Bugunku pasta denemesinden ogrendiklerim ise;

1- Pasta malzemelerindeki eksiklerim (krema uclarimin sadece tulumba tatlisi sikmaya yarayan kocamanlar olduklarini anlamamla belli oldu bu), bir pasta spatulasi, birkac cam karistirma kabi(malum yemek yapilan kaplarda pasta malzemelerini karistirmamak gerek), bir suru cesit cikolata ve daha zamanla belli olacak uzunca bir liste,


2- Pasta yapma isinin sanildigindan zor oldugunu anlamak,


3- Bir is icin sizlanip, 'yapamam' diye sikayet etmektense bir an once baslayip, yanila yanila dogruyu bulmak.


En guzeli ise sakin ve huzurlu bir gunun ardindan yenilen o sahane lezzetler ve yapilan ovguler oldu. Herkese istedikleri gibi bir yasam diliyorum, hersey gonlunuzce olsun...

** fotografimin kusuruna bakmayin, tabii ki orijinali kadar ustaca degil...

25 Ağustos 2007 Cumartesi

Patatesli Mayali Borek



Gecen gun annemle aramizda soyle bir konusma gecti;


- Neler yaptin kizim gecen gun gelen misafirlerine?


- Sunlari, sunlari ve bir de senin patatesli boregini


- Benim hangi patatesli boregimi?


- Hani su patatesli-mayali borek var ya, sen vermistin tarifini


- Hiii


- Hani biz buraya ilk geldigimizde almistim senden tarifini


- Tamam anladim


- Anlamadin degil mi hangisi oldugunu anne?


- Hayir anlamadim, ver bakiyim neymis tarifi...




Hani kucuk cocuklarinizla bir yere gittiginizde cay icip icmeyecegini falan sorarlar, siz de 'yok benim cocugum cay icmez'dersiniz de hemen arkasindan cocuk yapistirir ya, 'yaa neden bu sabah ictim ya' diye. Ben de gelen misafirlerime yemeklerin Turk yemegi mi oldugunu sorduklarinda, 'aaa tabii ki Turk yemekleri, annemden aldim tarifini' diyorum. Demek ki annem burada yanimda olsa, yalanci cikaracak beni. 'Yooo ben vermedim tarifi diyecek ama yeminler ediyorum ki babam e-mail ile gonderdi bu tarifi bana ve altina da 'annenden ve babandan afiyet olsun yavrum' diye imzalamisti.




Her neyse unutmus olmali annecigim ki bana da tereciye yeniden tere satmak dustu. Son derece lezzetli bor borek bu, biraz hamurun kivamini tutturmak zor oluyor. Hamurun icinde patates oldugu icin elinize surekli yapisiyor ama ilk birkac yuvarlaktan sonra halledebilir hale geliyorsunuz. Sakin yilmayin. Misafirler yemekte ikram etmeme ragmen beser dilim filan yediler. Evdekiler de ben surekli bu boregi yaptigim takdirde evde her isi yapmaya razi olduklarini soyluyorlar. Gerisini siz anlayin artik...

Gerekenler soyle;


1 su bardagi ilik sut


4-5 orta boy patates, haslanmis, catalla ezilmis


2 yumurta aki (sarilar uste surulecek)


2 tatli kasigi toz seker


1 paket toz maya (veya bir kibrit kutusu buyuklugunde yas maya)


tuz


Aldigi kadar un




Ic Malzemesi;


Az yagda veya yagsiz tavada kavrulmus sogana ilave edilen kiyma Veya Patatesli soganli ic Veya Kiymali-cevizli hazirlayacaginiz ic(ben soganla kavrulmus kiymayi kullandim).




Maya yarim bardak sutun icinde toz sekerle birlikte mayalandirildiktan sonra, una yediriliyor. Sutun kalan yarisi, patatesler, iki yumurta aki, tuz ve su ile yogurularak aldigi kadar un ilavesi ile yumusak bir hamur elde ediliyor. Elleri birakmasi beklenmiyor, cunku yapiskan ama yumusak bir hamur elde edildigi an birakiliyor hamur.


Uzerine bir miktar siviyag gezdirilerek,naylon strec sarilarak veya nemli bir havlu kapatilarak ilik bir ortamda mayalanmaya birakiliyor.

Hamur iki katina ulastiktan sonra, hamurun gazi cikariliyor ve eller de yaglanarak unlanmis bir yuzeyde bazlama buyuklugunde hamur aciliyor. Elleri surekli yaglamak ve yuzeyi de surekli unlamak gerekebiliyor.

Bazlama buyuklugundeki hamura hazirlanan icten bir kasik konup gevsekce sarilip rulo yapilarak helezoni bicimde, yaglanmis tepsiye merkezden disa dogru sarilarak, acikta kalan uclar alta kivrilarak dolaniyor.

Tepsi tamamen dolunca uzerine yumurta sarisi suruluyor, istenirse susam serpiliyor ve onceden 350 F (175C civari) de isitilmis firinda ustu kizarana kadar pisiriliyor.



**Alta boregin en yeni yaptigim halini de ekledim. Bu fotograf daha canli geldi bana...

24 Ağustos 2007 Cuma

Hiz Limitini de Asmamak Gerek

Bugunlerde bizim evde bir telastir gidiyor, benim haricimde tabii. Malum dogumgunume birkac gun kaldigi icin bizimkiler telasla bana hediye alma, surpriz yapma hazirligindalar. Hos bu kadar ugrasmalarina ragmen butun surprizlerini biliyorum ama yine de sakin davranmaya calisiyorum. Tabii dunyanin bir ucunda ucunden baska beni kutlayacak kimse de bulunmadigi icin bir de bana gereken butun ilgiyi vermekle mukellef olduklarini dusunup daha da telaslaniyorlar. Malum bizm cekirdek/atom ailemiz sadece dort kisiden olusuyor ve tam yedi yildir da butun onemli gunleri bu grupla kutlamaktayiz. Onceleri garip geliyordu ama galiba alistik hepimiz de. Yine adet oldugu uzere yemege gidiyoruz, pastamizi kesiyoruz. Hatta cocuklarin dogumgunu filansa salonu da susluyorum ama olay bundan ibaret. Besinci bir kisi yok bu mutlu gunlerimizde. Aslinda hakikaten kimse sikayetci degil, cunku ailemiz o kadar guzel ki bize gore, durmadan sukrediyoruz birbirimize sahip oldugumuz ve saglikli ve birarada oldugumuz icin.

Her neyse lafi uzattim. Asil olay benim kirk yas krizlerim ve ne herkesin ne olacagini bilmeden bana korkulu gozlerle bakmasi. Simdi girilecek yas kritik olunca acaba duvarlari yumruklayarak aglayacak miyim, yoksa kendimi yemek ve icmeye verip derin bir kasvete mi buruyecegim, bilemiyorlar. Dolasiyla beni ellerinden geldigince mutlu edip, hic almadigim kadar hediyeye bogmaya calisiyorlar, farkindayim. Yanlislikla ya da bir ara agzimdan bir laf ciktiysa bir sey istedigime dair, bakiyorum da UPS her gun belli araliklarla bizim eve ugrayarak bu sozleri yerine getiriyor.

Bu arada bana bir parfum almaya calistiklarini farkedip mudahele etmek zorunda bile kaldim, cunku zaten var olan birkac tane parfumum oldugunu ve parfumden ziyade guzellik kremlerine ihtiyacim oldugunu soylemem gerekiyordu. Cenemi tutamadim, surprizin birini bozdum, ne yapayim ben boyleyim iste.


Tabii guzellik kremi alma isini de onlar da bana birakti, her ne kadar bana surpriz yapmak isteseler de yanlis bir urun aldiklari takdirde dir dir dir baslarinin etini yiyecegim icin bunu goze alamadilar ve ben de seve seve buyuk bir magazanin guzellik reyonuna yollandim. Kadinla bir kac muhabbetten sonra hangi urunlerin bana uygun oldugunu anlamaya calisarak sorular sormaya basladim. Birkac zaman onceye kadar tum ayrintilarini bildigim bu markanin bircok urununu cikarmislar ki beni alt-ust etti bu cesit bollugu. Hangisini almaliyim diye dusunurken, kadin bana birinin henuz kirisikliklar olusmadan onlemeye yaradigini bir digerinin de zaten var olan ince cizgileri yok etmeye yaradigini soyledi ki benim gozlerimdeki simsek gibi cakan alevi gormus olmali ki hemen ilave etti ‘tabii sizde bunlarin hicbiri yok, o halde ben size su koruyucu ve cikmasi muhtemel cizgileri simdiden onleyici krem serisini tavsiye ederim’ dedi ve bendeki gulumseme dogru lafi ettigini gosterdi ona.

Tabii dediklerini alip, ustune bir de kadin cantami kucuk kucuk hediyelerle doldurup da evin yolunu tuttugumda ilk Barbie bebegini almis bir kizcocugu gibi hissettim kendimi.
Eve gelip de iclerini iyice okudugumda kremin kirksekiz saat icinde etkisini gosterecegini, ilk onbes gun icinde de gozle gorulur bir degisme yasanacagini ogrendim. Mutlulugum ikiye katlandi adeta.
Gece yatmadan once guzelce gece kremimi surdum ve kendi kendime ‘hadi bakalim kim kirk yasindaymis gorsunler, simdi ben onbes gun sonra en hakiki yirmi yasindakinden daha da tas gibi olmaz miyim’ dedim ve isigi kapatip huzur icinde yatagima kivrildim.

23 Ağustos 2007 Perşembe

Panna Cotta


Hersey sevgili evcini 'nin o enfes cekimleri ve tariflerinden etkilenerek denememle basladi ve biz bugune kadar neden bu kadar enfes bir tatliyi hic denememisiz diye hayiflanirken bulduk kendimizi. Belki bir yerlerde yedim baska sekillerini ama bu tarifle yapilan inanilmaz guzel bir sey oldu. Sanirim yazin en favori tatlisi olarak yerini alacak benim mutfagimda ve sik sik yapilacak.
Cunku hem yapilisi cok kolay, hem de bendeniz gibi sutlu tatlilara duskun biri icin altin madeni gibi birsey. Onceden yapmayi kafaya koydugum icin gidip bu tatli kaliplarini bile aldim hatta. Bendekiler yeterli sayida degildi cunku.
Tarifi daha once yazmamistim ama arsiv icin gerekli oldugunu gorup ekliyorum;
Malzemeler : 4 kişilik
200 ml. süt kreması (Marketlerin soğuk raflarında duran Pınar, Ülker, SEK gibi markaların adı altında satılan kremalardan. Bir küçük kutusu 200 ml. geliyor.)
1/2 su bardağı (cup) süt (125 ml.)
1/2 su bardağı (cup) toz şeker (112.5 gr.)
2 tatlı kaşığı (tsp) toz jelatin (Aktarlarda bulabilirsiniz.)
2 yemek kaşığı (tbs) su
3/4 su bardağ (cup) süzme yoğurt (190 gr.)
1/2 tatlı kaşığı rendelenmiş limon kabuğu (Vanilya, damla sakızı gibi lezzetlendiricilerle de yapılabilir.)
1 yemek kaşığı toz şeker
1 yemek kaşığı su
1/2 su bardağı yabani meyve, taze veya donmuş (Frenk üzümü, böğürtlen, ahududu, likapa, kara dut, vb.)
Tarif :
Küçük bir sos tenceresinin içine sütü, kremayı koyun. Orta ateşte, tel çırpıcıyla karıştırarak ısınana kadar pişirin. Ocağın üstünden alın. İçine toz şekeri ekleyin ve şeker eriyene kadar karıştırın.
Küçük bir bardağın içine 2 yemek kaşığı suyu ve 2 tatlı kaşığı toz jelatini koyun. Jöle tamamen eriyene kadar karıştırın. Dikkat edin topaklanmasın.
Bu jöleli karışımı; süt, krema ve şekerden oluşan karışımın içine dökün. Yine karıştırın. Son olarak süzme yoğurdu ve rendelenmiş limon kabuğunu ekleyin. Tel çırpıcıyla çırpın.
Hazırladığınız panna cotta'nızı 4 adet küçük bardağa eşit olarak paylaştırın. Buzdolabına koyun ve 5-6 saat, iyice soğuyana kadar bekletin.
Üzeri için:
Küçük bir sos tenceresinin içine 1 yemek kaşığı suyu ve 1 yemek kaşığı şekeri koyun. Kısık ateşte şeker eriyene kadar fıkırdatın. Meyveleri içine katın. 2-3 dakika daha pişirin. Bir kenarda soğuması için bekletin. Servis yaparken, bu sostan panna cotta'ların üzerine dökün ve afiyetle yiyin.
Eklemek istediklerim ise, Amerikadakiler icin krema yerine 'heavy cream' kullanmalari ki, tamamen yerine oturdu bu haliyle tatli. Simdilik de limon kabugu rendesi ile yapiyorum ama diger butun onerileri de deneyecegimden kimsenin kuskusu olmasin.
Ben ustune seftaliden (evet yine) bir sos yaptim ve tabii ki sosu pisirirken su yerine brandy kullandim. Sanirim bunu da evcini tavsiye ediyordu.
Anlatmasi bile cok zevkli, sakin kacirmayin bu tatliyi.

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Yagmur


Gecen gun Ankara'dan annemlerle konusup da hala sicakligin ve kurakligin dayanilmaz boyutlarda oldugunu ogrendikten sonra 'Allahim ne olur oyle bir yagmur ver ki Ankaraya, soyle dokuz gun dokuz gece hic durmadan yagsin, tipki Amazon ormanlarindaki gibi' dedim ve olan oldu. Sanirim tam olarak ifade edemedim ki tarif ettigim yagmur burada basladi. Su anda dorduncu gunune girmis durumda ve hic durmadan yagiyor. Ne gok gurluyor, ne simsekler cakiyor, sessiz sedasiz sicim gibi yagiyor. Aslinda bastan iyi geldi, o kadar sicaktan sonra ama bugun artik depresifligin sinirinda geziyoruz. Sadece yemek yemeye ve film seyretmeye yariyor cunku bu durum ve ben ikisinden de fena halde sikilmis durumdayim.


Tabii hava da sogudu ve ben henuz kis icin hic de hazir olmadigimi anladim. Birden kendimi savunmasiz yakalanmis gibi hissettim. Sanki yeterli odunu ve yiyecegi depolamadan yakalanmisim gibi asiri panikledim. Sevgilim bu sogugun ve yagmurun gecici olacagini, pazartesi gunu yeniden mevsim normallerine donecegimizi soyluyor ama disarisi o kadar karanlik ki ona bile inanamiyorum.


Niyetim cok masumdu aslinda, Ankaradaki ve tum Turkiyedeki sevdiklerimin biraz olsun rahata kavusmasini istemistim ama benim ruhumu daralatti bi yagmur. Yani bize de hic yaranilmiyor degil mi?

* Fotograf yine bahceden, yagmur altindaki denemelerim...
** Bu arada Pennsylvania kuresel isinmadan etkilenmeyen tek-tuk yerlerden biriymis. Sanirim sansli kabul etmeliyiz kendimizi...

19 Ağustos 2007 Pazar

Gonlumun Nazli Guzeline




"Yarin sabah erken kalkiyoruz, alisverise gidiyoruz" dedin, "peki" dedim. Yaz tatilinde sabah erken kalkmanin ne kadar can sikici oldugunu bilmeme ragmen. Hem de ne erken kalkmak; ben diyeyim 'sabah alti', sen de 'bes'. Ama olsun senin soyledigin hicbirseye itiraz etmedim ki ben zaten. Uykulu, kocaman gozlerimi ogusturarak elinden tuttum, sabahin erken saatlerinde dustuk yollara.



Daha yapmaktan hoslanmadigim pek cok seyi yaptim seninle, sesimi cikarmadan. Uc-dort defa otobus-dolmus degistirerek Ankara'nin bir ucundan diger ucuna gitmek gibi, hic tanimadigim akrabalarla saatlerce sohbet etmek, kocaman teyzelerin 'ay ne kadar da buyumus gormeyeli' tarzindan birbirinin ayni sozlerine maruz kalmak gibi.




Tek bir sey bana yetiyordu; senin yaninda olabilmek. Yururken golgelerimize bakardim. Benim golgem seninkinin dortte biri bile etmezken adimlarimi seninkine karistirir, golgemi seninkinin altina gecirmeye calisirdim. Sanitim hayatta tek istegim buydu o zamanlar. Senin golgenin altina karismak, hep orada yasamak.




Bir kere soylememle gece yarisi kalkar tatli yapardin bana, bir cigligimla kosar bahcedeki agaclara dadanan cocuklari kovalardin, sacimi hic acitmadan tarardin.




Nerende barindirirdin bu kadar sevgiyi, nasil bu kadar sabirli olabilirdin bilmiyorum. 'Sabir' kelimesi hala seninle ozdes benim icin. Onca acilar, onca kotulukler yasadin ama hicbirini anmadin. Hic kimseye kotu laf etmedin. "Kotu laf sahibine aittir" dedin hep. Sabrinla beraber ofkeni ve uzuntunu de icine gommeyi basardin, hepsi seninle beraber kapali bir kutu gibi kaldi bize. Sararmis bir fotografin icine gomulerek bakar ve o anlarda senin ne dusundugunu anlamaya calisirim hala.




Sen bize geldiginde dunyalar benim oldu, sen gittiginde hep agladim. Ihtilal yapildigi gun bile askerleri asip bize gelmeyi basardin; soyledigine gore sirf bana soz verdigin icin. Sirf bu bile benim kahramanim olmana yeterdi de artardi bile.





Beni hic bir zaman sana benzetmediler, ben kara gozlu(senin menekse gozlerinin yanindan bile gecmeyen), kara sacli obur tarafin cocuguydum. Kendimi hic seninle kiyasalamaya cesaret bile edemezdim ama simdi aynaya bakiyorum. Genisleyen vucudumla ne kadar da seni andiriyormusum gibi geliyor bana. Upuzun kollarimla ben de senin gibi dunyayi kavrayabiliyorum. Iki oglumu birden kucaklayabiliyorum. Ayni senin gibi yirmi kiloluk cuvali sirtima yukluyorum, boya yapiyorum, tamir yapiyorum, hamur da aciyorum. Hic benzetmedikleri ben, her gecen gun senin gibi olma yolunda ilerliyorum.




Sabri ogreniyorum, sevmedigim insanlar hakkinda bile atip tutmamaya calisiyorum, kalbime binbir turlu sevgi sigdiriyorum, en onemlisi insanlari bagislamayi ogreniyorum. Bana en cok kotuluk edenleri bile.


Bana neler ogrettin, ben senden neler ogrendim. Bir kere olsun kendi evimde sana yemek yapamadim ama dedigin gibi arkandan hep senin icin dua ettim. Sadece bunu istedigini soylerdin.




Senden ogrenmedigimi sandigin halde seni izleye izleye kafama kazinan manti aciyorum simdi ve seni dusunuyorum. Acaba mutlu oldun mu? Sevildigini hissettin mi? Benim gibi manti bukerken hayatin muhasebesini yaparmiydin kafanda? Benim icin herseyden onemlisi onalti yil sonra sen de simdi beni gorsen sana benzedigimi dusunur muydun? Bir dakika bile ruyalarimdan cikmadin, hep seni en son gordugum halinlesin hayalimde. "Madem ki gelin kizsin tak bakalim tum takilarini da gorelim" diyorsun ve ben de sizin tum kahkalarinizla beraber onlarca bilezigi, kolyeyi her yerime takip takistiriyorum.




Basortunu sakliyorum hala, sanki sen kokuyor. Seni cok ama cok ozluyorum anneannecigim...


*Bir kere en sevdigin cicegi sordugumda 'gul' demistin de, sana ne olursa olsun her yerde buldugum gul kartpostallarini toplardim. Yine gul gonderiyorum bahcemden sana, yattigin yerde.

17 Ağustos 2007 Cuma

Hindi Taco

Hafif aksamustlerine hafif yemek cozumleri bulmak amaciyla gecmiste neler yapmisim diye bakip 'iyi ki fotograflarini cekmisim' dedirtecek tarifleri buluyorum ve yeniden yapmaktan da buyuk zevk aliyorum. Cunki bazi seyler var ki eger bizim aileden gelen bir tarif degilse unutuyorum. Yani kuru fasulye-pilav yapmayi unutmuyorum ama hindili taco yapmayi unutuyorum haliyle. O yuzden eski fotograflar, ya da bir yere sikistirilmis tarifler cok ise yariyor, sanirim hepimize boyle oluyor degil mi?

Ben yeni tarifler denemekten cok hoslaniyorum, yeni mutfalkar, yeni malzemeler filan deniyorum ama bazen oglumun su sozu aklima geliyor ve cok guluyorum; 'keske hic Cin yemekleri yapmayi ogrenmeseydin' demisti bana bir gun. Sanirim tum genc erkekler gibi yeni seylere kapali oluyorlarl ama sonra evlenince birden herseyi yemege basliyorlar (benden de ne kaynana olur ama)...

Neyse uzun lafin kisasi, bundan once Texas'da uzun sure yasadigimiz ve malum Texas da Meksika ile sinir komsusu oldugundan her kose basinda bir Meksika lokantasina rastliyorsunuz. Hatta bununla kalmayip 'ben bunlari yaparim' diye mutesebbis de oluyorsunuz ve sonuc da Tex-Mex lokantalari gibi Turk-Mex yemekler cikiyor benden. Bu yukarida gormus oldugunuz tacolar da yine benim kendimize gore uyarladigim bir baska tarif.

Bilmiyorum Turkiyede marketlerde var mi bu hazir sert tacolardan ama burada pek bolcalar ve de bir o kadar da ucuzlar. O yuzden hic elde yapmayi denemedim ama eminim deneyenler vardir. Eger sert taco bulamazsaniz, sanirim yumusak lavas pidelerin arasina da ayni islemi yapabilirsiniz (yumusak taco mantigi!)...

Hazirlanisi da su sekilde;

Adedi size bagli sert tacolar
Hindi kiymasi
Aysberg marul, ince kiyilmis
Domates, kup dogranmis
Avokado, catalla ezilmis

Hindi kiymasini bir tavada(yagsiz) rengi koyulasana kadar kavurun. Icine tuz, karabiber ve kimyon ekleyip ocaktan alin(bunun yerine Knorr marka minik posetlerde taco baharatlari var, bunlardan da yararlanabilirsiniz).

Masaya ayri tabaklar icinde domatesleri, aysbergleri, avakadoyu, kiymayi ve tacolari koyup herkesin kendi tacosunu yapmasina izin verin. Ozellikle cocuklar cok hoslaniyor bu isten. Herbirinden bir parca alip kendi kendilerine dolduruyorlar tacolarini. Sonra da afiyetle yiyorlar.


** Bu arada avakado ayiklamanin en kolay yolu, avakadoyu ikiye kesip keskin bir bicagi saplayip ortadaki kalin cekirdegi cikardiktan sonra kasikla avakadoyu oymak. Tam bir kalip halinde cikarmak mumkun bu sekilde. Aksi takdirde soymaya filan kalkarsaniz hem uzun surer, hem de mutlaka daha cok kayip verirsiniz.

Eger ezecekseniz kasikla cikarin ama eger kup seklinde dograyacaksaniz, kabugu hic cikarmadan once icindeyken karelere bolun ve daha sonra yine kasikla oyarak alin kupleri. Hic zorlanmadan ciktiklarini goreceksiniz (Texas'da yasamanin faydalari!)...

16 Ağustos 2007 Perşembe

Gidiyorum


Kanatlari kirik koca kusum

Sen dusmekten yorulmadin

Ben seni tutmaktan yoruldum.


Kucugum dedin, dustun

Buyudum dedin, dustun

Ben soyledim, sen dinlemedin


Artik yaslandim

Benim de minik kuslarim oldu

Sana gucum yetmiyor

Soylemeye dilim varmiyor ama

Bundan boyle ben yokum

Yolun acik olsun

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Peach Smoothie*

Sicak yaz gunlerine serinleme onerilerine ben de bir katkida bulunmak isterim kendi capimda. Elde olan malzemelerle yeni bir smoothie uretmeyi basarmis bulunmaktayim. Aslinda tarifin bir benzerini bir magazin dergisinde okuyup kendime uygun yeni bir tarif cikardim bundan ve sonuc olarak benim herseyden kolay kolay memnun olmayan buyuk oglum bile 'ooooh iste ben buna serinlik derim' dedi.

Birkac kasik yagsiz yogurt, evde bulunan Cool Whip denilen bir cesit krema ile bir blendar'a konuldu. Uzerine bir muz ve -bu yaz bol bulunan ve bu yuzden de her yere sokusturulan- seftali dilimleri eklendi, birkac kasik toz seker ve bir bardak portakal suyu ve de tabii bolca buzla blendarda bir guzel cirpildi (iyi bir yuklem degil 'cirpmak' ama blenderda ne yapilir baska?).

Uzerine garnitur olarak -yine- seftali dilimleri ve bahceden taze toplanan nane yapraklari ile suslenerek servis yapildi. En minigimiz bile koca bir bardak icti. Keyfinize gore herhangi bir meyve ile yapabilirsiniz. Yogurt yerine baska bir sey koyabilirsiniz, cool whip yoksa bir kasik dondurma koyabilirsiniz. Ama smoothiedeki hafif eksi-tatli tadi seviyorsaniz benimki bir meyve karisimi secmenizi oneririm.


* Hala ben bazi seylerin karsiligini Turkce bulamiyorum.
** Ankaradakiler icin dip not: Blenderi yikamak zor oldugu icin uzgunum boyle bir tarif verdigime bu susuzlukta.

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Scrambled Egg - Guney Usulu


Son gelen William Sonoma dergisinden birkac fotograf ve tarif beni mahvetti. Aslinda tarifler Amerika'nin Guney bolgesine ait tariflerdi. Malum hava sicak, guneyde de daha sicak ya; tarifler de ona uygun olsun diye dusunmusler. Hem de tabak-canak reklami yapiyorlar tabii. Ama yemekler dayanilir gibi degil. Yumurtali omletler ve birac tane pan cake tarifi beni cezbetti ve hemen denemeye karar verdim ve de sonuclardan da cok memnun kaldim.


Aslinda orjinalinde yumurtalarin uzerinde Chili vardi ama ben sabah sabah fasulye yemekten pek hoslanmayacagimizi dusunup onun yerine sosisleri kucuk kucuk dograyip pisirerek uzerlerine ekledim. Daha da guzel oldu, hem de bizim damak lezzetimize daha uygun oldu.


Tarifte pek bir ozellik yok. Tavaya azicik yag koyup bir baska kapta kirdiginiz ve azicik tuzla cirptiginiz yumurtalari tavaya ekleyip catal ya da spatula yardimi ile Scrambled Egg haline getiriyorsunuz. Turkcesi ile incik pincik ediyorsunuz. Birkac kez daha cevirip, suyunu suzdugunuz konserve misirlardan isteginize bagli olarak bir miktar ekliyorsunuz ve karisima azicik da rendelenmis kasar peyniri ekleyip ocaktan aliyorsunuz.


Baska bir kapta kucuk dogranmis sosisleri azicik pisiriyorsunuz ve yumurtanin tepesine guzelce yerlestirip birkac kasar peyniri rendesi ile guzel gorunum verip servis yapiyorsunuz. Istege bagli olarak kirmizi ve karabiber ile servis yapilabilir ama bizde malum cocuklar...


"Afiyet Olsun"derim ben buna iste.


Sizi bilmem ama ben yumurtadan(en cok da beyazindan) pek hoslanmadigim icin (ne hoslanmamasi hic yemem), daima yumurtayi guzel kilacak seyler yapmaya calisiyorum. Malum insan kendisi sevmeyince cocuklarina da fazla israrci olamiyor. Bu yuzden kendimin de hosuna giden seyleri sunmayi seviyorum ki bu yumurtaya evdeki buyuk-kucuk herkes bayildi. O yuzden birkac kez yaptim bile, sanirim daha da cok yaparim.

11 Ağustos 2007 Cumartesi

PALMIYE


Nasil da korkardim boyle bir tarif denemeye eskiden, ta ki nefis bir kitap olan Essential Baking Cookbook" u bulana kadar. Palmiyeleri orada gordum ve tarifin hic de zor olmadigini gorunce denemeye karar verdim. Sonuc mukemmel.
Ankara'da yeni acilan ama sonra binlercesi tureyen ve tabii bu yuzden de o ilk lezzetlerini hayatta bulamadigimiz o Fransiz pastanelerinde yemistim ilk palmiyeyi (bilmiyorum bundan kac yil once). Bayildigim, sahane palmiyeleri zaman zaman baska pastanelerden de denedim ama bir gun olsun yapabilecegimi hic dusunmemistim. Tabii milfoy hamurunu evde kendiniz acmaya calisirsaniz bu kadar kolay olacagini sanmiyorum ama zaten kimin vakti var ki milfoy hamurunu evde yapmaya, degil mi?
Iste kolay palmiyeler:
500 gr ev yapimi veya satin alinmis hazir milfoy hamuru
2 yemek kasigi toz seker
2 yemek kasigi tarcin, cevizici karisimi
40 gr erimis tereyag
suslemek icin pudra sekeri
1- Firini 210C ye ayarlayin. Iki tane tepsiyi hafifce yaglayin, uzerine parsomen kagidi serin. Buradaki milfoy hamurlari plaka halindeler, eger sizinki plaka halinde degilse yanyana getirerek ve azicik ince merdane ile yuvarlayarak plaka haline getirin. Parsomen kagidinin uzerinde 30cm uzunlugunda ve 3mm kalinliginda bir hamur elde edin. Sonra ikiye kesin hamuru ve her ikisini de tereyag ile yaglayin. Uzerine tarcin ve cevizici karisimi ile toz sekeri serpistirin.
2- Kenarlarini iceri dogru katlayin , iki kenar da birbiri ile bulusmus olacak boylelikle. Bir kez daha ayni sekilde katlayin. Iki hamuru da ayni sekilde katladiktan sonra onbes dakika kadar bozdolabina kaldirin. Oldukca keskin bir bicak yardimi ile 32 esit halka seklinde parcalar kesin.
3- Kesilmis yuzleri yukari bakacak sekilde palmiyeleri tepsiye yerlestirin. Azicik daha tereyag ile yaglayip firinda 20 dakika veya altin sarisi renk alana kadar pisirin. Tel izgaranin uzerine alip sogumalarini bekleyin. Ince bir tabaka halinde pudra sekeri serpip servis yapin(pudra sekeri dokme isini mutlaka servis anina saklayin).
Not: Bu palmiyeler buzdolabinda agzi siki kapakli bir kutuda gunlerce saklanabiliyor. Eger tekrar citir citir olmalarini isterseniz 180C firinda 5-10 dakika tutabilirsiniz.

5 Ağustos 2007 Pazar

Uzayan Yollar

Kucuk bir kiz cocuguyum. Alnimi arabanin camina yaslamis uzun bir yaz tatili yolculuguna heyacanla baslayip sessizlige kendimizi teslim etmisiz. Arabayi babam kullaniyor, onde annem oturuyor. Kardesim ve ben arkada sus-pus oturuyoruz. Bir yil boyunca herkes bu ani beklemis aslinda. Biz okulumuza gidip hepsi-pekiyi karneler getirmisiz ki yaz tatiline hak kazanalim. Annem onbes gun oncesinden hazirliklara baslamis, gecen seneden kucuk gelen mayolarin yerine yenilerini almis, sortlar, burnu acik ayakkkabilar ve yururken tikir tikir ses cikaran terlikler almis. Askili elbiseler dikmis bize ve hatta plajda mayo ustune giyilecek havludan sirin mi sirin ustlukleri de Burda dergisinden tipatip benzetip dikmis. Haziriz yani sonuna kadar yasanacak yavas, nazli ve tembel bir yaza. Tatil planlari da yapilmis, gidilecek yer de belli.

Evdeki saksidaki cicekler daha buyuk plastik kaplarin icine oturtulmus, perdeler siki siki kapatilmis, biz kendi bavullarimizi hazirlamisiz. Fakat ne olduysa olmus ve bir firtina kopmus evde son anda; sanirim yorgun olan bedenler azicik daha tahammullu olamamis ve istenmeyen kelimeler edilmis, kalpler kirilmis ve biz de onca gunluk hazirliga onca heyecana ragmen bir anda sessizlige burunmus, yollarin cizgilerini sayarak yola baslamisiz. Kimse konusmuyor, konusan olursa bir digeri onu azarliyor zaten. Herkes sikintili, heyacan gitmis yerini huzursuzluk almis, bir yil beklenen tatile sikintiyla baslamisiz. Binbir hevesle elimde tuttugum kitabi da okuyamiyorum, icim almiyor ve alnimi arabanin camina yapistirip on-onbir saat olmasi beklenen araba yolculugunu otuzuc saate cikaran sessizligi yok farz etmeye calisarak yolu seyrediyorum. Gecmekte oldugumuz veya bizi gecen arabalara ve icindeki insanlara bakiyorum merakla. Acaba kimler mutlu bu arabalarda, kimler mutsuz diye dusunuyorum.

Filmlerdeki gibi sarki soyleyerek, birbirine fikralar anlatip, bilmeceler sorarak giden aileleri tespit etmeye calisiyorum, ozenerek. Belki su kirmizi arabadaki aile, kimbilir? Ya da su koca minibusdeki insanlar. "O kadar kalabalik olduklarina gore muhakkak egleniyorlardir', diye dusunuyorum. Yoksa dedikleri gibi filmlerde anlatilan hersey yalan mi? Gercek hayatta yok mu boyle birsey? Ama mutlaka olmali diye dusunuyorum, o kadar cok fikra hazirlamistim oysa ki, ya kardesime soracagim bilmeceler?

Cok mu zor acaba dilinin ucuna sinirli, kalp kirici kelimeler geldigi zaman onlari tutmak? “Icinden 10’a kadar say, cok sinirlendigin zaman” diyorlar, cok seyi kurtarirmis ama kimse uygulamiyor sanirim. Cok daha kolay galiba aklina geleni soylemek o cok sevdigini soyledigin, hayatinin sonuna kadar beraber yasamayi planladigin insana. Bazen bakiyorum da insanlar patronlarina, hic tanimadiklari insanlara bile o kadar saygili oluyorlar ki, eve geldikleri zaman sanirim evdeki insana rahat rahat bagirabileceklerini bildikleri icin butun sinirlerini eve sakliyor olmalilar. Peki kolay mi kirilani onarmak? Yoksa yillar icinde iki yabanci olmani mi sagliyor tum bu soylenen kotu laflar; insanlar affediyor gorunuyorlar ama kalp hic bir zaman affetmiyor mu? Agaci kestiginde gordugun o yuvarlak izler agacin yasadiklarini gosteriyormus, acaba kalbi de kestiginde icindeki kalp kirikliklari gorunuyor mudur?

Hep sikiliyorum uzun yolculuklara cikilacagi zaman. Hersey gozumde buyuyor, yollar uzuyor kafamda. Halbuki cok cabuk hazirlanirim ama beni en cok korkutan o arabadaki uzayip giden sessizliktir. Ne yapacagimi bilemiyorum, neler hazirlamaliyim da bu korkunc ani onlemeliyim diye ugrasiyorum ama nedense olan oluyor ve yine bir firtina kopuyor. Yolculuklarin kaderi bu sanirim.

Hala alnim camda yaslanmis vaziyette butun bunlari dusunuyorum. Yine bir kucuk kiz cocugu oluyorum, uzayan yollara bakiyorum. Uc saatlik yolculuk otuzuc saat oluyor, neseli gecmesi beklenirken. Gozlerim agaclara ve sonsuzluga takiliyor, ne batan gunesin guzelligin farkindayim, ne de biten bir yaz gununun ardindan gulumseyerek bakabiliyorum. Sadece gelen gecen arabalara bakiyorum ve ‘acaba’ diyorum ‘su yesil arabadaki aile sarkilar soyleyip, bilmeceler sorarak yolculuk ediyor mudur’?