28 Ağustos 2007 Salı

Domatesler, Domateslerim


Pennsylvenia ya ilk geldigimde katildigimiz bir davette yemek yerken yanimda oturan beyefendi ile sohbete baslamistim. Bizim Texas'tan geldigimizi ve orada alisageldigimiz Turk sebze ve meyvelerini cok zor buldugumuzu ve buldugumuzda da cok fazla ucret odeyerek aldigimizi ogrenince 'simdi bulundugunuz yerde cok cesitli sebze ve meyve bulacaginiza emin olun. Hele bir bahar gelsin, yaz gecsin. Kendi ellerinizle sebze-meyve toplayacaginiz bahceler bulacaksiniz. Kasalarla seftali alacaksiniz. Hem o soz ettiginiz visneyi belki de tek bulacaginiz yer burasidir. Yaz ortasinda domatesin bolluguna ve ucuzluguna inanamayacaksiniz' demisti. Kendisi de bir sure bizim su anda yasadigimiz sehirde yasamis oldugu icin bunlari bildigini soyledi. Simdi baskent Harrisburg de oturuyorlardi ve hemen hemen ayni yiyecekleri bulabilmekle beraber bizim bu konuda daha cok secenegimiz oldugunu da ekledi.

Esi de yemeklere cok merakli olup bana bir cok Turk yemegi bildigini ve hatta yaprak sarmasinin icine kendime ozgu hangi baharatlari koydugumu bile sordu. Gercekten gourmet sayilabilecek ozellikleri olan bu grupta cok keyif aldigimi ve cok sey ogrendigimi eklemeliyim.

Az sonra ev sahibi elinde bir kitapla geldi ve kitaptan sayfalar cevirerek bize Pennsylvenia daki Alman etkisi altinda kalan eski bahceleri gostermeye basladi. Kitabi elime alip iyice inceledigimde kitabin yazarinin yanimda oturan beyefendi oldugunu anladim ve de kendisine donup hayretten acilmis gozlerle baktigimda bana sakaci bir gulumseme ile baktigini gordum. Kendisi Irwin Richman'di ve kitabinin adi da 'Pennsylvania German Farms, Gardens, And Seeds'di. Bana verdigi bilgiler oyle kulaktan dolma seyler degilmis, kendisi bizzat ustasi imis bu bilgilerin. Ne kadar etkilendim anlatamam.

Bir yil once bunlari kehanet gibi dinlerken simdi bana derya gibi gelen domateslerle oyuncak gibi oynamaktayim. Kasalarla domates aliyoruz pazardan ve o kadar komik paralar oduyoruz ki bunlara, sasmamak elde degil. Ustelik de hepsi lokal yetistigi icin alicisini saticisini biliyoruz ve son derece saglikli gorunmeleri beni mahvediyor. Yillarca bir kilosuna 3-4 dolara aldigimiz hepsi birbirinin ayni domateslerden sonra bu irili-ufakli, bazi yerlerinde topraga degmekten dolayi iz olan, Turkiyede koylulerden alarak tadina doyamadiklarimizin tamamen aynilar, damarsiz, sulari akan, lezzetli mi lezzetli domatesleri kokluyoruz, her sabah cig cig yiyoruz, salatasini yapiyoruz, aksam cayinin yanina uzerine sizma zeytinyagi dokup, azicik da kekik gezdirip ikram ediyoruz, salcasini yapiyoruz, konserve siselerine sos halinde dolduruyoruz. Her yerimiz domates ve turevleri ile doldu ama asla sikayet etmiyoruz.


Hatta bir de bunlara benim minicik bahcemde yetistirdigim Turkiye'den tohumlarini getirip de yaklasik alti aydir uzerinde cesitli sekillerde ugrastigim domateslerin ilk meyvelerini alip(yukaridaki resim) ve de daha arkadan gelen yirmi-otuz kadar daha yesillenmis domatesi gorunce beynim havaya firlamis gibi oluyor. Gecen yaz Turkiye'de hemen hemen herkes bana cekirdek, tohum biriktirmisti. Kimini babam gunes altinda kuruttu, kimini evin balkonunda minik tabaklarda. Kucuk kagitlardan kulahlar yapildi, uzerlerine nerelerden alindiklari, nasil kurutulduklari yazildi.

Uzerlerine cok konusuldu, bana cok seyler anlatildi. Yetmedi ben buraya gelince kitaplar okudum; mart ayinda hepsini minik minik kaplarda yesillendirmeye basladim. Sonra bahceye tasindilar, orda serpildiler, buyuduler, hemen hemen her gun yagan yagmur sayesinde de simdiki boyutlarina ulastilar.

Bundan bir iki oncesi bile boyle birsey yapabilecegim, bahcemden domates toplayacagim, biberleri tek tek elllerimde koparacagim, feslegenleri onlara eslik ettirecegim, nane yapraklarini incitmeden domateslerin uzerine yerlestirecegim aklimdan bile gecmezdi. Istiyordum, deliriyordum ama nasil basaririm bilemiyordum.

Simdi kucuk basladim ama seneye cok buyuk projelerim var. Bahceyi buyutecegim, mart ayinda daha cok minik kapta yesillikler uretecegim. Patlicanlar, salataliklar, bezelyeler deneyecegim.

Bunlari ovunmek icin anlatmiyorum, sadece dunku yazimdaki gibi insanin isterse herseyi basarabilecegine ornek vermek istedim. Cok fazla birsey yaptigim soylenemez belki ama kendi capimda benim icin imkansiz olan seyleri basardigima inaniyorum. Gunesi bir kucuk balkondan gormeye alisik olan bir buyuksehir kizi olarak, toprakla oynamak, ona birseyler verip ondan karsiliklarini almak beni bilmedigim bir cok duygu ile de tanistirdi.



Sonuc olarak insanin sevdigi birseyleri bulmasi ve bundan karsilik bulmasi gercekten cok zevkli.

Son fotografin konu ile alakasi yok aslinda. Hic de sik olmayan, kadin ayagina en ufacik bir zerafet bile getirmeyen bu terlikleri nasil aldigimi ben bile bilmiyorum ama bahcede calisirken bundan alasi olmuyor. Terletmiyor, arkaligi sayesinde islak toprakta ayagim kaymiyor ve de islandi mi filan diye endise etmeye gerek yok, cunku kendisi plastik. Domateslerime domates rengi terliklerimle yaklasiyorum, urkmesinler diye...

2 yorum:

Meltem Sözer dedi ki...

Bahçenin tadını çıkarmalısın. Benim de Florida'da yaşarken bir bahçem vardı. Ama Michigan'da bahçe anlamsız. Çok kısa bir zaman bahçe ekili kalabiliyor.

sunrise dedi ki...

Ah cikarmaz olur muyum? Aldigim her nefes, gordugum her guzellik icin mutesekkirim. Herkese de gonlune gore bahceler diliyorum.