31 Ekim 2007 Çarşamba

Pumpkin muffins

Her yerde balkabaklari ve diger cesit kabaklar var(yani pumpkin). Tabii mevsim kabak mevsimi, bir de Halloween eklenince ustune, basinizi cevirdiginiz her bahcede irili ufakli kabaklar; her pazarci tezgahinda onlarca kabak, o turuncu renklerin dayanilmaz cemberine siz de cekilmis oluyorsunuz. O kadar cok cesitliler ki insan ne yapacagini bilemese bile aliyor. .

Tabii ben de dayanamayip her gordugumde uc-bes tane aliyorum. Bu yukarida gordugunuz Neck Pumpkin. Bizdeki balkabagina cok benziyor tadi, o yuzden ben tatlilari hep bundan yapmaya basladim. Kabugu da cok ince oldugu icin soymasi da kolay oluyor.

E hep mi bizim geleneksel kabak tatlisindan yapacagiz? Tabii ki olmuyor, kimisini firinda kabuklari ile pisirip ezdim ve buzluk posetlerine doldurup kisin kullanilmak uzere kaldirdim(aile dostumuz Tom'un onerileri uzerine).


Kimilerini azicik sekerle pisirip kavanozlara doldurdum, onlardan da muffin vb seyler yapmayi planliyorum ileride. Kimisini taze tukettik, birkaci ile de yeni tarifler denedim ki birkacini sizinle paylasmak istiyorum.


Ilki pumpkin muffins;

2 kap elenmis cok amacli un
1 tatli kasigi karbonat
1/2 tatli kasigi kabartma tozu
1/2 tatli kasigi toz tarcin
1/2 tatli kasigi toz muskat
1/4 tatli kasigi toz zencefil
2 yumurta
1/3 kap buttermilk(yoksa ayni miktar sutun icine bir yemek kasigi limon suyu koyarak da elde edebilirsiniz)
1/3 kap tereyag, erimis
1 yemek kasigi pekmez
1/2 tatli kasigi vanilya ozutu
1 kap tozseker
1 kap konserve pumpkin (ben onceden kendi yaptigim sekerle pisirdigim kavanozdaki pumpkinlerimi kullandim)
1/2 kap dovulmus pecan (bunlar Turkiyede olmayabilir, normal cevizici de kullanabilirsiniz bunun yerine)

Yapilisi
Ocagi 350 F (175 C)'de isitin. 24 adet mini muffin kaplarini yaglayin(ben bunu unutup buyuk muffin kaliplari kullandim. O zaman 12 tane yeterli geliyor).

Buyuk bir kabin icinde unu, karbonati, kabartma tozunu, tarcini, muskati ve zencefili eleyin.
Baska bir kapta yumurtayi buttermilk, erimis tereyag, pekmez, vanilya, seker ve pumpkin ezmesi ile birlikte mikserle cirpin.
Yumurtali karisimi kuru karisima bir kerede karistirin ve cevizleri ilave edin.

Kasik yardimi ile muffin kaliplarina bosaltin. Agizlarina kadar doldurabilirsiniz.

Onceden isitilmis firinda 20-25 dakika kadar pisirin. Ortalarina bir kurdan yerlestirip pisip pismediklerini kontrol edin. Tel bir izgaranin uzerine alin ve ilikken servis yapin.
Notlar: Pistikten uc-dort gun sonra bile cok tazeler. Agzi kapali bir kapta saklarsaniz uzun sure dayaniyor. Icinde bu kadar cok baharat olmasina aldirmayin, hepsindan cok az oldugu icin keskin bir tatlari yok. Ayrica bu pumpkin nedense bu baharatlarsiz kesinlikle pismiyor Amerikan mutfaginda.


Yeni pumpkinli tarifler gelecek....



29 Ekim 2007 Pazartesi

Jim Thorpe adinda bir sehir

Biz de yaptik..



Epeydir istiyorduk, planlamistik ama birkac kez plan degistirmek zorunda kaldik. Hatta birinde arkadaslarla sozlestigimiz halde bizim buyuk oglan ayagini catlatinca onu da erteledik ama sonunda yakindaki o minik sehirdeki cuf cuf trene binip daglara tepelere ciktik. Yildiznaf'in da anlattigi gibi inanilmaz guzel bir geziydi. Onlar kendi eyaletlerinde bir yere gitmisler ama biz de bize yakin olan bu geziyi reddemezdik dogrusu, iyi ki yapmisiz kistan once. Aklimizda kalacakti.


Dagin arasinda sikisip kalmis bir sehirdi burasi. Asil adi Mauch Chunk. Anlasildigi uzere kizilderililerden satin almis Dogu Avrupalilar ve yerlesmisler buraya. Uzun yillar komur madenleri nedeniyle demiryolu tasimaciligi sayesinde gecimini saglamis bu kasaba ama daha sonra New Jersey tarafina yeni bir hat yapilinca sehrin onemi azalmis. Is yerleri zor duruma dusmus, ticaret gerilemiz, tum esnaf iflasin esigine gelmis. Tam bu anda unlu Amerikan atlet Jim Thorpe'un dul karisi bir teklifte bulunmus sehre. Eger kocasinin adina bir anit yapilirsa sehrin adinin Jim Thorpe olarak degistirilmesine izin verecegini soylemis. O zaman sehir halkindan toplanan paralarla dul esin parasi odenmis ve 20 tonluk bir anit yapilmis sehre ve o gunden beri sehrin talihi degismis.
Turistler akin etmeye baslamis Jim Thorpe'un hic bir zaman ayak basmadigi bu sehre. Simdi de eski trenlerden birkacini tamir edip boyle turistik geziler duzenliyorlar. Tabii cok iyi fikirler gelismis bundan sonra. Simdi Halloween'de bir korku turu var ki geceleyin; hayatta binecegimi zannetmiyorum. Bir de yilbasina dogru Christmas temali birkac tur var ki, buna Santa Claus da katilacakmis. Sanirim bu minikler icin ilgi cekici olabilir.

Bu arada tren hattinin yanina bir kosu ve yurume yolu yapilmis. Daga dogru tirmanan bir hiking hatti gelistirmisler. Bisikletini, kanosunu alan gelmis. Trenle gecerken gorduk, her yer spor yapan insanlarla kayniyordu.




Dukkanlar minik minik hep ahsaplar ve antikalar satiyor. Hersey cok kendine ozgu ve goz alici. Minik restaurantlarda ev yapimi yemekler satiliyor. Evler yeniden duzenlenmis, sokaklar daracik ve yokuslarla dolu. Kucuk butik otel tarzinda bir suru otel var. Biz de hafta sonunda gittigimiz icin anladigimiza gore sehir hafta sonu icin yasiyor. Inanilmaz bir insan kalabaligi var ki bu da bir zamanlar iflasin esigindeki sehrin yapmak istedigi seyi fazlasiyla basardigini gosteriyor.

'Amerika'nin Isvicresi' diyorlarmis artik bu sehre, gercekten de gordugum Isvicre'deki minik dag kasabalarina ve sehirlere cok benziyordu. Havasinin temizligine ve nehirlerin berrakligina da dem vurmak lazim tabii bu arada.


Bizim icin cok guzel bir gezi oldu. Ozellikle minigimiz tren icin yandi, kavruldu. Her yerine kosturup oyle cigliklar atti ki, onun bu tren sevgisi nereye varacak diye merak eder olduk. Sonbaharda gidilecek en guzel yerlerden biriydi Jim Thorpe, eger yolunuz duserse mutlaka gidin. Yoksa gelin bana ben sizi seve seve gotururum..
** Aslinda buraya koymak icin o kadar cok fotograf cektim ki ama simdi yuklemede problem yasadigimdan sadece iki tanesi ile yetinmek zorunda kaldim. Belki ileride 'manzara resimleri' arasindan tekrar gosteririm..

28 Ekim 2007 Pazar

Cumhuriyetimiz

Hepimizin Cumhuriyet Bayrami Kutlu Olsun...




27 Ekim 2007 Cumartesi

Sutlu Ekmek


Yine ekmek maceralarimiz devam ediyor. Bazen makinayi deniyorum, bazen elimle yapiyorum ama deniyorum, deniyorum. Biz mis gibi ekmek kokusunu ve icinde ne oldugunu bildigimiz ekmekleri seviyoruz. Ben de bayiliyorum icine istedigim seyleri koyabilme ozgurlugunu. Boylece bu ekmek yapma ve sizma zeytinyagi gezdirilmis domatesleri bu ekmeklerle yeme isi daha devam edecege benzer. Iste bir tane daha; tarif Bread and Bread Machines kitabından.


Malzemeler;

3/4 kap süt (oda sicakliginda yarim saat beklemis)
1/4 kap su (ilik)
1,5 yemek kaşığı tereyag (ben siviyag kullandim)
3 + 1/4 kap un
1,5 tatlı kaşığı tuz
2 tatlı kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı instant maya

Hazırlanisi;


Ekmek makinasina sirayla once yas malzemeleri, ardindan da maya en ustte olacak sekilde
kuru malzemeleri koyup kapatin.

Normal ekmek pişirme ayarinda, medium crust seçin.

Ben bir ara uzerine aycekirdekleri serpmek istedim. Aslinda bunun icin bip sesini beklemeniz gerekiyro dogal olarak ama kacirdim bu sesi. Kafama gore koydum ama yapismadilar, dogal olarak. Ben de makinadan alinca uzerlerine serptim ama yine de yapismiyorlar. Tavsiyem, mutlaka bip sesini dinleyin...

25 Ekim 2007 Perşembe

Somonlu-Avakadolu Salata


Turkce bir kitap okuyorum(cok fazla elime gecen birsey olmadigi icin soyluyorum). Kitapta surekli bir avakado ve somonlu salata yapiliyor. Kitabin kahramani erkek hemen her gece somonlu-avakadolu salata istiyor. Daha sonra farkina varmayarak(veya vararak) baska baska sahnelerde de bir sekilde avakado-somon salatasindan bahsediliyor.

Simdi ben yillardir Turkiye'den ve moda olan seylerden uzak oldugum icin 'herhalde, bu aralar bunlar moda Turkiye'de' dedim ve tabii bir sekilde canim istemeye basladi. Hic tarif filan aramadan aldim avakadoyu icini oyup catalla ezdim, normal bir yesil salata yaptim. Salatanin dort yerine avakadolari birer obek halinde koyup iclerine de birer tane somon fume yerlestirdim. Ustune de her zamanki gibi sizma zeytinyagini soyle bir gezdirdim. Al sana avakado-somon salatasi.

Valla kim icat ettiyse iyi etmis, harika oldu iki lezzet bir arada..


Hamis: Bazi kitaplar boyle icatlar cikarmaya yariyor, baska bir seye yaramasalar bile...

23 Ekim 2007 Salı

Pogaca



Kim yerine koyabilir alistigimiz tatlarin, kokularin? Kim unutturabilir simdiye kadar sevdigimiz, ozledigimiz insanlarin yuzlerini, seslerini. Cocuklugumuz, gencligimiz, sevdiklerimiz, aliskanliklarimiz, uzuntulerimiz, sevinclerimiz, bir koca gecmisimiz var o ulkede. O guzelim ulkede. Uc yani denizlerle cevrili, derelerle-tepelerle dolu, yasli-genc herkesin ugruna canini vermeye hazir oldugu o ulkeye kimse es olamaz, kimse es tutamaz hicbirseyi.


Biz her gittigimiz yerde onu ozleriz, onu arariz. Gozlerimiz yasli benzetmeye calisiriz gurbet ellerde yediklerimizi, ictiklerimizi ama tutamaz hicbir sey senin yerini guzel ulkem. Sadece hatirlamaya calisiyoruz, sadece yaramiza tuz basmaya calisiyoruz, sadece dayanmanin dayanmalara sigmadigi anlarda yuzumuzu ruzgara donuyoruz ve adini haykiriyoruz. Sen ve senin ustundeki hersey, bir yasam olur, bir ozlem olur yuregimizde biz nereye gidersek bizimle gelir.


Iste bunlar da benim, pastanelerimizin yaptigi pogacalara benzetmeye calistigim, Alev'in bahsettigi pogacalar. Tutmaz yerini ama iste...



Malzemeler;

1 su bardağı sivi yağ
6 yemek kaşığı şeker + bir tatli kasigi tozseker mayayi kabartmak icin
4 çay kaşığı tuz
1 paket kuru maya
2 bardak ılık su (yada bir bardak ılık su,bir bardak ılık süt karıştırın daha lezzetli oluyor)
Aldığı kadar un
üzerine yumurta sarısı


Ic Icin:

Herhangi bir ic malzemessi (sogan-patates, kiymali soganli karisim veya klasik beyaz peynir-maydanoz karisimi)

Yarim bardak ilık suya mayayı ve tatli kasigi toz sekeri koyup, mayalandirin. Maya kopukler cikarip baloncuklandiginda olmus demektir. Unu buyukce bir kabin icine koyup ortasini cukur acip mayali karisimi icine dokun ve geri kalan suyu ve sutu ilave edip diger malzemeleri de ekleyip kulak memesi kıvamından daha yumuşak bir hamur elde edin.

Hamurdan ceviz buyuklugunde parcalar alip avucunuzun icinde avuc buyuklugu kadar acin ve içine malzemenizi koyup, hamurlarin agzini bohca gibi kapatip baglanti yere alta gelecek sekilde yağlanmış tepsiye dizin.

En az 1 saat ılık ortamda mayalanarak kabarmalarını bekleyin. Pogacalar yaklasik iki katina(veya daha buyuk) ulasinca mayalanmis demektir.

Üzerine dikkatlice kabarikliklari indirmemeye calisarak yumurta sarısı sürüp, dilerseniz corekotu serpip 180C(375F) derecede onceden isitilmis fırında üzeri kızarana kadar pişirin.

Fırından çıkan poğaçalarınızı bir beze sarın ve sarmadan önce elinizle üzerlerine biraz su serpiştirin.




Not: Pogacalar firinda piserken oturun bir koseye ve kokuyu icinize cekin, bakin bakalim sizi nerelere goturecek...

22 Ekim 2007 Pazartesi

Muzlu Kek




Bir gun bir arkadasimiz bize muzlu bir kek yapip getirdi ve o gunden beri benim buyuk oglum yedigi en guzel kekin(!!!) bu oldugunu soyleyip benden her firsatta bu keki istedi.


Keki getiren arkadasimiz bana tarifi verdi ama ben onu birkac denemeden sonra kaybettim. Bunun uzerine internetten bir arastirma yapip hatirladigima en yakin tarifi buldum ve o gunden beri de hemen hemen her hafta bir kez yapiyorum bu keki. Cunku hem cok kolay, hem de evde birkac tane bozulmaya yakin muz kalinca degerlendirmek acisindan faydali oluyor.


Bazilarinin kek icinde muz tadi sevmedigini biliyorum, ben de oyleyim ama bu kekte bu tad agiza gelmiyor emin olabilirsiniz.

Tarif soyle:

3 veya 4 tane olgunlasmis muz, catalla ezilmis
1/3 kap erimis tereyag
1 kap tozseker
1 yumurta, cirpilmis
1 tatli kasigi toz vanilya
1 tatlikasigi karbonat(baking soda)
Bir cimdik tuz
1 1/2 kap un
bir avuc ceviz ici, dovulmus

Bu tarif icin miksere ihtiyac olmadigini soylemeliyim.
Firini 350°F(170C) de isitin.
Buyuk bir kapta ezilmis muzlarla eritilmis tereyagini tahta bir kasikla karistirin.
Tozsekeri, yumurtayi ve vanilyayi da ekleyin.
Karbonat ve tuzu karisimin uzerine serpistirin.
En son olarak da unu ekleyin ve guzelce karistirin.
Cevizleri de ekleyip yaglanmis 4x8 inch(10x20 cm) buyuklugunde ekmek kalibina dokun(kesinlikle buyuk kalip kullanmayin, bu miktarlar az gelecektir).
Bir saat kadar pisirin veya kekin ortasina bir kurdan koyup temiz ciktigini gordugunuz zaman firindan alin.Izgara uzerinde soguduktan sonra kaliptan cikarip dilimleyip servis yapin.


Not: Amerikalilar bu tur keklere 'ekmek' diyor. Yani bu bir Banana Bread, sanirim ekmek kalibinda pisirilmesi filan da ondan.

17 Ekim 2007 Çarşamba

Focaccia


Pek cok tarifler donuyor ortalikta Focaccia icin ama ben cok guvendigim bir kitaptan yapmayi tercih ettim. Kitap, cok kullandigim The Essential Baking Cookbook kitabi ve ne yaptiysam son derece basarili oldugumu da belirtmek isterim. Yani surpriz yok, bire-bir denediginiz takdirde hersey cok iyi gidiyor.


Bircok cesidini uretmek mumkun ama ben guneste kurutulmus domateslere bayildigimdan bunun tarifini veriyorum, gerisi size kalmis. Ayrica Focaccia yapildigi gun tuketilirse daha iyi oluyor ama gerekirse yeniden isitilarak yenilebiliyor.

Gerekenler;
7 gr(1/4 oz), pakette kuru maya
1 tatli kasigi toz seker
2 yemek kasigi zeytinyagi
3 1/4 (405 gr) beyaz ekmek unu
1 yemek kasigi suttozu
1/2 tatli kasigi tuz

Ustu Icin
1 yemek kasigi zeytinyagi
1-2 dis sarimsak, dovulmus
6-8 adet kurutulmus domates
taze veya kurutulmus biberiye
1 tatli kasigi kurutulmus kekik
1-2 tatli kasigi deniz tuzu (yoksa iri taneli tuz da kullanabilirsiniz)


28x18 cmlik(11x7 inch) firin kabini yaglayin. Kucuk bir kapta 1 kap su(250 ml), seker ve mayayi karistirip ilik bir yerde bekleterek kabartin.


Buyuk bir kabin icine 3 kap unu eleyin, suttozunu ve tuzu da ekleyip tahta bir kasikla iyice karistirin. Ortasina bir cukur acip mayali karisimi ve zeytinyagini ekleyin. Iyice karistiklarindan emin olunca unlanmis bir yuzeye alip hamuru 10 dakika kadar iyice yogurun.


Bir kabin icini azicik yaglayip hamuru icine koyup, agzina plastik strecle veya hafif islak bir bezle kapatip ilik bir yerde kabarmasi icin birakin.

Yaklasik bir bucuk saat sonra(eger hamurunuz iki katina cikacak kadar kabarmissa), hamuru yumruklayarak gazini cikarin. Yaglanmis kalibiniza yerlestirin ve ustunu yeniden plastik strecle kapatip 20 dakika daha bekletin. Bir tahta kasigin sapi ile cukurlar acin uzerinde ve yine plastikle sararak iyice kabarana kadar 30 dakika daha bekletin.

Firini 350 F(180C) isitin.

Ustu icin, zeytinyagi ile sarmisagi karistirin ve hamurun uzerine surup, ustune de ince kesilmis domates kurulari, deniztuzu, kekik ve biberiyeyi serpistirip firina verin.

20-25 dakika kadar veya ustu altin sarisi olana kadar pisirin. Buyuk kareler halinde dilimleyip ilikken servis yapin.



15 Ekim 2007 Pazartesi

Tas Kebap

Turkiyeye ozel olarak siparis ettim bu cinko tasi, sadece tas kebabi yapmak icin. Tam istedigim buyuklukte bir tane bulamadigim icin annecigime siparis verdim, bana kameradan gosterdigi dort tane icinden rengi ve buyuklugunu begendigim iki taneyi istedim, geldi ve ben de tas kebabima kavustum.






Belki herkes biliyor tarifi ama ben yine de soyle hizlidan bir anlatayim.


Kusbasi et gerekiyor ve tabii kuru sogan
Ince dogranmis domates
Istenirse biraz salca
Tuz karabiber
Katiyag (bazilari zeytinyagi ile yapiyormus pilavi, saygi duyarim)
Pirinc gereken tum malzemeler.

Etleri bir tencerede kup kesilmis kuru sogan ve biberler ile azicik talandirip uzerlerine domatesleri ekleyip, sulandirilan salca ile birlikte tuz-karabiber de ekleyip azicik su ile pisirin.


Etler suyunu cekince ve de yumusayinca tencereyi ocaktan alin ve o kucucuk cinko kaba doldurun. Pilav tenceresinde pirincleri pilav olacak seklinde kavurun ve suyunu eklemeden once pirinclerin ortasina bir cukur acip cinko kabi ters cevirip yerlestirin, suyunu ekleyin.


Pilavi normal sekilde pisirin ve dinlenmeye birakin. Servis yapacaginiz zaman cinko kabi alip o sekilde masaya goturup masadakileri etkiledikten sonra servisinizi yapin.


Afiyet Olsun..




Not: Bir yemek programinda izledigime gore pilav pisirken icindeki buharla pismesi cok onemli oldugundan tencerenin asla kapagi acilmamaliymis. Bu yuzden de bir saati 12 dakikaya ayarlayip azicik azicik ocagin atesi dusurulerek pisirmek kesinlikle en iyi yontemmis ki ben de aynen boyle yapiyorum. bu yontemden beri asla kotu pilavim olmadi.

14 Ekim 2007 Pazar

Inegol Kofte


Eski bir arkadasa rastlamis gibiyiz bu lezzetin sayesinde. Sadece Turkiye'de ve de hatta sadece Bursa'da bu kadar guzelini (evet o kadar iddiali) yiyebildigimiz kofteleri evimizde pisirip yiyince dunyalar bizim oldu diyebilirim. Tabii hersey sevgili evcini'nin sayesinde gerceklesti. Kofte tarifine daha once rastlamistim ama bir turlu cesaret edemiyordum, sonunda yorumlari filan da ezberleyince artik bu is yapilacak dedim ve oldu. Harika oldu, inanilmaz oldu. Evde Inegol Kofte...


Tarife bu linkten ulasabilirsiniz ama ben yine de yaziyorum, kendi arsivimde de bulunsun diye..


Tarifi tamamen hic degistirmeden yapin ama Amerikadakiler icin bu eti bulmak biraz zor olabilir diye, 80/20 ve 93/7 veya 80/20 ve 96-4 yagli kiymayi esit miktarda karistirarak elde edilebilecegini eklemek isterim.


İnegöl Köfte

Malzemeler : 55 adet küçük köfte için, 35 adet iri köfte için,
1 cup = 250 ml. lik su bardağı
tsp = tatlı kaşığı

1 kg. dananın döşünden çekilmiş kıyma (içindeki yağ ve et oranı inegöl köfte için çok uygun olduğundan özellikle bu tip kıyma çektirin.)
Yarım su bardağı bayat ve ufalanmış ekmek içi (galeta unu da olabilir.)
Yarım su bardağı su
1 yemek kaşığı tuz
2 tatlı kaşığı karbonat (Amarika'da "baking soda" adı altında bulunuyor.)
1 yemek kaşığı limon suyu
2 adet orta boy soğan (rendelenmiş)
Arzu ederseniz yarım su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri de ekleyebilirsiniz(ben eklemedim).

Tarif:
Kıymaya ufalanmış ekmek içi galeta unu, su ve tuz ekleyin. Hepsini 10 dakika yoğurun. Kapaklı bir saklama kabı içinde 24 saat buzdolabında dinlendirin.
Ertesi gün sabahtan karbonatı ve limonu bir bardağın içinde karıştırın. Köpüren karışımı kıymanın üzerine dökün.
Soğanları rendeleyin ve köftelere katın. Bu aşamada isterseniz kaşar peynirini de ekleyin ve hepsini iyice yoğurun.
Kıymalardan ceviz büyüklüğünde parçalar koparın. Şekil verin. Saklama kabına dizip akşama kadar tekrar buzdolabında dinlendirin. Eğer köftelerin hepsini pişirmeyecekseniz, ayırdıklarınızı dinlendirmeden buzluğa kaldırabilirsiniz.
Akşama kadar dinlenen köfteleri pişirmeden 10 dakika önce buzdolabından çıkartın. Biraz, oda sıcaklığında bekleyen köfteler kendilerini bırakıp daha iyi pişiyorlar.
Izgara tavasını orta ateşte iyice kızdırın. Köfteleri, yağsız tavada arkalı önlü ızgara yapın. Ayrıca köftelerinizi mangalda veya önceden 200 C derece ısıtılmış fırında 15-10 dakika pişip, servis yapabilirsiniz..
Yanına kimyon, kırmızı tozbiber, sumak, kekik gibi baharatlar ve biber turşusu, domates, piyaz ya da patates kızartması gibi güzellikleri eklemeyi unutmuyoruz tabii(biz de aynen uyduk bu kurala).

Buzluktan çıkardığınız köfteleri çözdürmeden, hemen pişirin.

11 Ekim 2007 Perşembe

Nice Bayramlara


Herkese sekerler, cikolatalar tadinda guzel, neseli, tatli Bayramlar dilerim. Hersey gonlunuzce olsun..

10 Ekim 2007 Çarşamba

Kabaga Benzer Kabaktan Kabak Tatlisi



Bu kabak tatlisini daha once corba tarifi verdigim su kabaktan yapmis bulunmaktayim. Corbayi yaparken tatlimsi kabagin bizdeki balkabagi tatlisina yakisacagina karar vermistim. Zira Amerika' da yasayan Turk'ler bilirler ki, o kabak tatlisini tam olarak tutturacak dogru kabagi bir turlu bulamazsiniz bu bin cesit kabak arasinda. Ben de cesitli defalar denemis ama istedigim sonuca ulasamamis biri olarak bu sonuncunun tam olarak harika oldugunu soylemek istedim.


Siz de Amerika'da iseniz ve Bayram geliyor, tatli ne yapsam diye dolaniyorsaniz, su aralar pek bolca olan bu kabaklardan alip cekinmeden bizim meshur kabak tatlimizi deneyebilirsiniz demek istedim sadece. Bir cesit yardim yani.


Tadi biraz az gelenler seker miktarini artirsin ama ben her zaman yaptigim gibi bir tabaka kabak doseyip ustunu ortecek kadar toz seker dokup bir cay bardagi su ile kisik ateste pisirdim. Soguyunca da ustune dovulmus ceviz dokerek servis yaptim.


Hatta etinden sutunden faydalanacagiz diyerek, cekirdeklerini de cikarip tuzla kavurduk. Onlar da aynisi olmustu. Yokluk insana neler yaptiriyor, degil mi?

9 Ekim 2007 Salı

Paylasilmayan Tarifler




Gecen hafta sonu komsumuzun bebeginin partisine davetliydik. Konu bebek olunca hersey cok eglenceli, cok suslu ve cok guzeldi tabii. Guzel yemeklerin yaninda bir de ev sahibinin bir akrabasinin getirdigi kek vardi. Daha dogrusu bizim lugatimizde pasta oluyor kendileri. Oyle cok guzel ve degisik bir pasta gibi gorunmuyordu, acik kahve kremasi olan, normal buyuklukte, ustune hic sevmedigim seker kirazlardan konulmus bizdeki orta sinifin altindaki pastanelerde uretilenlere benzeyen birseydi ama herkes 'himmmmm' diye yiyince ben de merak edip minik bir dilim aldim. Tadi gercekten cok degisik ve guzeldi. Sanirim kremanin icine badem rendesi filan koymus yapan kisi ama oylesine gevezelik ederken 'herhalde kimseye tarifi vermiyorsunuzdur' dedigimde, 'kusura bakmayin veremem, aile tarifidir ve dagilsin istemiyoruz. Zaten biz bunu yapilirken seyrede seyrede buyudugumuz icin isteseniz de yapamazsiniz, sadece icinde un, yumurta ve seker oldugunu soyleyeyim yeter' demez mi?

Aaaaa bir kere ben tarifi istemedim bile, sadece kadini biraz olsun taltif etmek icin soylemistim o sozleri. Ikincisi internet denen su ortam varken artik gizli sakli tarif mi kaldi allahaskina?

Ben simdi Desperate Housewives'deki Bree gibi kafaya koydum o tarifi bulacagim diye. Tek sorun pastanin isminin Polonyaca olmasi. Komsumuzun bu akrabalari Polonyali oldugu icin pastanin orjinal adini ne yapip edip komsumuzdan alip kisa bir arastirma yaprak bu isi halletmem lazim en kisa zamanda. Sinir etti beni hatun yaaaa.


Bana yillarca Almanyadan ogrenip de bize ve her turlu misafirine bir cirpida cikardigi turtanin tarifini bir turlu vermeyen ama vermiyorum demeyip de 'ay cok kolay sekerim' diye bizi atlatip her yedigimizde bizi hayran biraktiran bir yakinimizi hatirlatti bu kadin. Kendisi vefat ettigi gun bu muhtesem (o zamanki cocuk hayalimde muhtesemdi) turtayi buzdolabinin uzerinde yapilmis gorunce yardimcilarina 'aaa bak yazik turta da yapmis yiyemeden gitti kadincagiz' dedigimde, 'aaa olur mu onu ben yaptim' demisti yardimci hanim ve yillardir bu turtayi evsahibinin yapamadigi icin tarifi kendisine verdigini ve o yuzden de kendinin yaptigini soyleyip bana da oracikta hemen tarifi vermisti. Biraz utanmakla birlikte kaderin bu garip cilvesine de icten ice sasirmistim.


Bense hic bir zaman bir tarifi paylasmamak gibi bir duyguya sahip olmadim, olani da anlamam bu yuzden mumkun degil. Eger satmiyorsan yani bundan para kazanmiyorsan(ki bu da pek iyi bir bahane degil ama) ne var yani saklayacak? Nasilsa gercekten herkes farkli yapiyor ve her elin lezzeti farkli oluyor.


Neyse iste simdiki hedefimiz bu, ben de bulup da yapinca yayinlarim. Aslinda dedigim gibi cok ozelligi olan birsey degildi ama saklayinca bendeki merak artti.

Fakat ne yazik ki ben de bu kurabileyelerin tarifini vermiyorum. Ama tamamen iyi niyetten, soyle ki; aslinda damali olmasi gerekirken kirk tane isi birarada yaptigim icin beceremedigim icin dama yerine cizgili olarak ortaya cikan ve de galiba tadinda bir eksiklik de oldugu icin tarifi aldigim blog arkadasima son derece haksizlik olacagi icin yayinlamiyorum. Kizcagizinki o kadar guzeldi ki, simdi yayinlayip da link versem kotu reklam yapmis olacagim. En iyisi ben bir daha salim kafa ile yapayim da tarifi, o zaman yayinlayayim.

Paylasilmali guzel tarifler ve guzel gunler dileklerimle.






8 Ekim 2007 Pazartesi

Kestane Kebap

Cikmislar mi? Cikmislar..





Aaa nasil olur, daha hava sogumadi bile. Valla cikmis iste.





Hayatta en sevdigim yiyeceklerden birisidir kestane. Tabii Ankara'da okurken havanin sogumaya basladigi, hatta iyice soguyup da ellerimin buz tuttugu zamanlarda otobus duragina yururken kosebasinda mangalda pisirilenlerinden alip cebime doldurup, ellerimi bunlarla isittigim ve de otobus beklerken birer ikiser agzima attigim, eve gelince de anneannemden 'aa yine karnini abur cuburla doldurmussun' diye azarlandigimda 'aaa anneanne bunlar abur-cubur degil ki kestane' diye savunmaya gectigim bu muhtesem lezzet; bana yine ozlem, hasret, evim, yurdum, annem-babam, gecmisim, okulum, 'ah ah ne olacak benim halim' lere goturduyse de
pazarda her buldugumda alip yapmaya adeta soz verdim kendi kendime.


Ocagin ustunde tek tek kizartildilar, parmaklar yana yana hemen acildilar, cocuklar da 'yaa ne guzelmis bunlar' diyerek ufleye ufleye yediler.

Biz ise yine eski bir dostu ziyaret etmiscesine damagimizda mutlu ama huzunlu bir tatla 'vay canina bir yil daha gecti ha, yine kis geliyor' dedik.


Cikti mi Ankara'da kosabasi kebapcilari?

6 Ekim 2007 Cumartesi

Biraz huzun, Biraz Sonbahar


Tam iki yil once bugun hastalandim ben. Oyle cok ciddi birsey degil ama onemli olan kucagimda bir aylik bebegim vardi. Tam da emziriyordum ki karnima bir agri girdi birden. Aslinda birkac gun once de girmisti benzer bir agri ama midemde bir sorun oldugunu dusundugumden ve hamileyken de buna benzer ama hafifinden birkac agri gecirdigimden doktorumun bana verdigi zararsiz mide yatistirici ilactan alinca kesilmisti. Yine kostum ilaca saldirdim ama istersem siseyi dikeyim basima agri bir turlu gecmedi, hatta arttikca artti. Agri kesici alamadim, sute karismasin diye. Gecer diye sabahi zor ettim, doktora kostum. Agri midemden geldigi icin hep midemi aradilar, taradilar. Birsey bulamadilar ama ben de bu arada her iki saatte bir emzirmem gereken bebegimle birlikte doktorun soguk ve gri odasinda saatlerimi gecirmeye basladim. Agri artikca artti ve sonunda beni iki buklum yapti.


"Ultrasound cekelim, tahlik sonuclari gelsin' derken ben bir yandan bebegi emzirebilmek icin hafif ilac vermelerini soyluyorum ama bir yandan da ayakta bile duramayacak halde sallaniyorum. Sonunda beni bazi sorunlardan dolayi evimize iki saat uzaklikta bir hastaneye goturmek gerekti, cunku akut bir pankreas sorunu oldugundan suphelendiler ve de tahlil sonuclari ertesi gun cikacagi halde 'eger gece su su su olursa hemen o hastaneye gidin' dediler ki gece de o beklenen seyler olmaya basladi.


Kocam bebek ile beni o hastaneye goturmek istedi, yemin verdirdim bebegi yerinden etmemesi icin. Eger bana birsey olursa o sadece bebekle ilgilenmeliydi, minicik el kadar bebek hastane koridorlarinda surunmemeliydi. Daha annesinin memesinden zor kopan bu masum yavrunun ben ve benim islemlerin icin kosturan kocamin yaninda rezil oldugunu gozumde canlandiriyor, acim iki katina cikiyordu. Kimsemiz yoktu, ne bebegi yanina birakabilecegim ne de bana bir yardim eli uzatabilecek kimse. Derken kocamin arkadaslarindan biri beni gece saat 1'de aldi, o hastaneye goturdu. Tam bes saat basimda bekledi, aylardan Ramazan ayi olmasina ragmen tek gram bir sey yemeden sahur yapip yeniden oruca niyetlendi. Beni yatirdilar, ona yalvardim geri donmesi icin, gerisini ben hallederim dedim ve o kocaman hastanede tek basima, yabanci bir ulkede elimde bebegimin "bebegimiz dogdu, mujde" yazili kartindan baska resmi olmayan tek fotografi ile ve de kolumda morfin ve bilumum ilacla iki buklum kalakaldim.


Aglamadim once,'guclu olmam lazim' dedim ama kapi kapanip da gece sessizligine erkenden giren hastane kokusu basima vurunca basladim sessizce aglamaya. Bir yandan da geri donunce sutum azalmasin diye sutumu sagmaya basladim. Sagip, siselerce sutu lavaboya doktum aglayarak.

Aniden iceri giren doktorlar, hemsireler beni aglarken gorunce hemen geri cikiyor bana toparlanmam icin zaman taniyordu. Sonra da hastaligima agladigimi sanarak, geri gelip beni teselli ediyordu. Tam bir hafta aglayarak yattim o ucgenimsi odada. Ikinci gun bebegim geldi yanima, cok buyumus geldi gozume. Yine agladim, cok agladim onu gorunce. O kadar cok kokusunu ozlemistim ki onun, icime geri cekmek bir ay once oldugu yere geri gondermek istedim onu. Cok kucuktu ve ne oldugunu anlamadan annesinden ayirmislardi onu.


Bir hafta sonra ameliyata aldilar beni, yaranin akut halinin yatismasini bekledikleri icin. Az daha patlayacakmis pankreas ama Allah'tan zamaninda gelmisiz hastaneye falan filan. Umurumda degildi, ben bebegimin agzindaki biberona takilmistim en cok.


Ameliyat oncesi kocam bebegi de alip yanima gelmeye calisti ama korkunc bir firtina baslamisti. Bebek uyumus yol boyunca ama yetisemediler ben ameliyata girmeden.

Bir salona aldilar beni ameliyat oncesi ve orada benim gibi bircok hasta vardi ama hepsinin yaninda elini tutan, ona miril miril birseyler soyleyen birileri vardi. Ben tek basimaydim ama 'aglamayacagim, cok kolay bir ameliyat, iki-uc saatte cikacagim nasilsa' diye kendime moral verirken yasli bir cifti gordum. Kadin masada yatiyor, kocasi da ellerini opuyordu. O anda gozlerimden bosanan sellere mani olamayacagimi anladim ve carsafi basima cekip biraktim kendimi.
Yanima bir hemsire geldi ve bana yumusak bir tonla kimsem olup olmadigini sordu, ben de olanlari anlattim hickiriklarla. Elimi alip eline bana tatli sozler soylemeye basladi bu nereden geldigini bilmedigim melek gibi hemsire. Ben ameliyata girene kadar da basucumdan hic ayrilmadi, beni guldurmeyi bile basardi. Kocamin gelir gelmez onun odasina alinmasini emretti, yukari odami arayip. Sonra da ilk uyandigimda dahi benim yanimda olacagina soz vererek basimi oksayarak beni ameliyata gonderdi.
Hakikaten ayilirken onun adini sayikliyordum, kosarak cagirdilar. Kendisi ameliyat ekibinden sorumlu idari bashemsire imis ve hakikaten kocam gelir gelmez onun odasina almislar. Bebegi tutmus ve kocami benim yanima gondermis, hatta bebege bir tane oyuncak at bile almis o kisa surede.

Hic unutmadigim, her duada kendisine iyilikler diledigim o hemsire sayesinde korkumu yenerek ameliyatimi olmustum. Birkac gun icinde de gule oynaya evime yollandim ama hayatim boyunca her ekim ayinda sanirim bu uzucu olayi hatirlayacagim. Hicbir sey beni bu kadar uzemezdi, bebegimi kollarimin arasindan kayip biraktigim andan baska. Kalbimin en derin kosesine kazindi o anlar. Onun aglayisi, emzirememem, acikmis olmasi ve suni mamaya gecmekteki sucluluk duygum, acilarima karisik caresizlik. En kotusu caresizlikti, bir daha yasanmaz insallah bu kadar derininden caresizlikler.

Saglikli olmak, baska hic bir seyi kafaya takmamak gerek. Insan hakikaten kaybetmeyince ya da kaybetmeye yakinlasmayinca anlamiyor sagligin degerini.


Niye mi anlattim butun bunlari, tabii ki kimseyi uzmek icin degil ama varsa minik kucuk seyler icin canini siktiginiz biri, hemen gidin barisin diye. Ya da incir cekirdegini bile doldurmayacak birseye mi uzuldunuz, bosverin demek icin. Hayat gercekten cok kisa ve her ani doya doya yasamaya deger.

Mutlu olmak ve saglikli kalmak dilegiyle.


** Fotograftaki cicekler, O'nun minicik elleriyle toplayip bana 'annecigim al' diye getirdigi ciceklerdir.

5 Ekim 2007 Cuma

Halloween Coskusu


Biz yine sobelendik ama bu kez baska sekilde.

Malumunuz 31 Ekim Halloween olarak kutlaniyor Amerika'da. Tabii aylar onceden hazirliklar basliyor, her yer susleniyor yine. Hayaletler, pumpkinler evlerden sarkiyor. Orumcek aglari doseniyor bahcelere, kilolarca seker aliniyor, yeni kostumler hazirlaniyor cocuklar icin. O gece cocuklar kapi kapi dolasacak seker toplayacaklar bu kostumler icinde.
Sanirim cocuklar kadar hatta belki daha bile fazla buyukleri de heyecanlandiriyor bu bayram. Tamami ticaret amacli bir bayram tabii ki ama renklere, oyunlara kapilmamak elde degil ne yazik ki. Bir de sadece bu donem icin cikan turuncu renkteki objeler ve her turlu cikolata ve sekerin turuncu renklisinin uretilmesi, herseyin icine pumpkin(bal kabagi sanirim) tadi eklenmesi filan da coskuyu artiriyor bana gore.

Yaklasik iki ay onceden baslayan bu hazirliklar o kadar ayyuka cikiyor ki, sanki o gun geldiginde heyecanlanacak bir sey kalmiyor gibi geliyor bana, hani 'eee simdi ne olacak' gibisinden kaliveriyormussunuz gibi.


Her neyse iste bu hazirliklar arasinda bizim mahallede de bir oyun oynaniyor. Komsular bir torba icine birkac cesit seker, cikolata koyup sizin kapiniza gizlice birakiyor, icine de "you've been boo'ed (tam karsiligi olmamakla birlikte, kandirildiniz, ya da korkutuldunuz diyebilirim)" yazan bir kagit birakiyorlar.

Bu 'boo' yazan kagidi caminiza yapistiriyorsunuz ki sizin kandirildiginizi gosteriyor bu ve de siz de benzer bir torba hazirlayip 24 saat icinde baska bir komsunuzun kapisina birakiyorsunuz. Komsu sizi gorurse 'boo'lanan siz oluyorsunuz ve baska bir komsu aramak icin yola cikiyorsunuz. Gecen yil cok yeni oldugumuz icin kapiya birakilan torbaya biraz supheli yaklasmistik ama bu kez cocuklar ciglik ciglik torbayi acip sekerleri hemen kapistilar bile.


Tabii bizi aldi bir endise, cunku yakin komsularin hepsi sobelenmis bile, geriye birkac tane suratsiz komsu ve su yuzume hic bakmayan Cinli kadin kaliyor. Oyunu surdureceginden emin oldugunuz insana yapmak lazim ki, o kadar caba bosuna gitmesin. Ya da azicik daha otede tanidiklarimizin evine gitmek gerek ama koca koca kopeklere nasil yakalanmadan bu isi yapacagiz?. Oyun oynayacagiz diye bir taraflari kaptirmak da var yani.


Coguna sacma gelebilecek bir oyun belki ama burasi kucuk bir bolge oldugu ve herkes birbirini tanidigi icin bunu yapmak cok kolay ve herkes azicik eglenmek adina bu kadar seye katlaniyor. Valla kendi adima, torbayi hazirlamak, korka korka birinin bahcesine girip kapinin onune onu birakmak ve sonraki gun de penceresindeki 'boo' yazisini gormeye calismak filan hosuma gitti. Cocuklar da egleniyor, eee o zaman geriye ne kaliyor?

4 Ekim 2007 Perşembe

Domates Kurulu Ekmek


Bu ekmegin tarifini miskokuluekmekler sitesinden almistim. Ekmek makinasi tarifi veriliyordu ama ben makinamdan cok memnun olmadigim icin ve de misafirlerim benim icin cok onemli oldugu icin, elde yapmayi tercih ettim. Cok da memnun oldum sonuca, cunku pofuduk pofuduk nefis kokulu, yedikce yedirten ve de ertesi gune hic kalmayan bir ekmek oldu.

Tarifi makina icin oldugu gibi yaziyorum ama benim yaptigim sekli de anlatacagim.


(Sırasıyla/yada önce sıvı sonra katılar ama illaki en tepeye un ve üzerine maya)

1 kap domates suyu

2 kaşık elma sosu (az suda biraz elma haşlayın-ezin-soğutun)

3 kaşık süt tozu

1-1/2 kaşık şeker

1-1/2 çay kaşığı tuz

3 kap un

2 çay kaşığı kuru maya


Bip sesinden sonra:

1/2 kap kuru domates (minik doğranmış ve önceden 5 dakika haşlanmış. Benim domateslerim zeytinyagi icinde oldugu icin haslamadim)

1/3 kap kabak çekirdeği içi(ben aycekirdegi kullandim)

1-1/2 kaşık Maydanoz(ben biberiye kullandim)


1,5 lb ve temel ekmek ayarında...


Ben mayayi bir miktar su ve toz seker ile kabarttiktan sonra, ilk etaptaki malzemeleri ekleyip bir hamur elde ettim ve bu hamuru ilik bir ortamda kabarmaya biraktim. Iki katina kabardiktan sonra biraz daha yogurup icine domates kurularini ve maydanoz yerine biberiye kurusu ekledim ve ekmek pisirecegim kaba aldim. Bir miktar da boyle mayalanmayi bekledik. Yine hamur iki katina cikinca uzerlerine aycekirdegi taneleri serpistirip 375F da onceden isitilmis firinda pisirdim.


3 Ekim 2007 Çarşamba

Sagim Solum Sobe


Beni burada kimse farketmez, sessiz sedasiz yasarim zannederken yildiznaf beni sobeledi. Yandim ki ne yandim, ben fazla ses yapmamaya calisip, kendimi ortalara sermemeye ugrasirken simdi ne yapsam da kendimi, sevdiklerimi anlatsam.
Yemek daveti menusunden bir-iki tarif kaldi yazacagim ama bu sobelenme isi ustumde kaldi diye uzulup hemen yazayim bari.Aslinda o kadar basit ki uc tane sevdigim sey, ugruna sahip oldugum tek sey olan canimi vereceklerim;


- Ben kocami cok severim, hem de ilk gordugum andan beri. Kalbim carpa carpa arkasindan bakarim. Her eve geldiginde icim kipirdar, yuzum aydinlanir onu gorunce.


- Iki tanecik oglumu severim. Onlari dunyaya getirdigim gundur benim ben oldugum an. Hayatimdaki nirvana budur benim icin.


- Annecigim, babacigim ve kardesimi severim bir de. Onlar uzakta ben burada kalbimiz bir yasariz. Avuclarimizda koca bir omrun izleri, yuzumuzde serin ruzgarlar kavusacagimiz gunleri bekleriz.


Ama derseniz ki herkesin boyledir sevdikleri, sen zevklerini anlat diye; o zaman da soyle siralarim aklima ilk gelenleri:


- Yagmurdan sonraki toprak kokusunu,


- Ucaga binip onbes saat uctuktan sonra sevdiklerimin bir kapi arkasinda olduklarini bilmeyi,
- Bana surprizler yapilmasini,

- Yagmur yagarken anneannemin sokaginda dolasmayi,

- Arabaya atlayip gitmeyi, gitmeleri ama hep geri donmeleri,

- Yeni kesilen cimlerin kokusunu,

- Mektup yazmayi(e-mail de olabilir),

- Denize dalip su icindeyken kafami cevirip gokyuzune bakmayi,

- Gunesin dogusunu seyretmeyi,

- Her bir uzvuma ayri ayri surdugum kremleri,

- Sabun kokusunu, sabun kokan herseyi, herkesi,

- Agzi nane kokan insanlari dinlemeyi,

- Herkes uyuyorken kalkip uyanmaya calisan dogadaki sesleri dinlemeyi,

- Gun batimina karsi oturup sarap/cay icmeyi,

- Cok istedigim birseyin ucuzluga girdigini gormeyi,

- Yemek yapmayi ve tabii yemeyi,

- Baska ulkelere ait kulturler tanimayi,

- Dans etmeyi, bagira bagira sarki soylemeyi,

- Affetmeyi bilisimi, sabrimi, insanlari dinlemeyi ve careler arayisimi,

- Sevgilimin bana ask mektuplari yazmasini,

- Sabah yanagima dusen bir pamucuk elle uyanmayi,

- Yeni bir bebegi ilk kucagima alisimi,

- Her gordugumu 'bunu ben de yaparim' diye cikip, yapmaya calismami,

- Kartopu oynamayi, karlarda yuvarlanmayi,

- Mumlari, mumlarla oynamayi,

- Yoga yapmayi, rahatlamayi, icimin sesini dinlemeyi,

- Her turlu cikolatayi,

-Bulmaca cozmeyi (Turkiyeden gonderilen bulmacalari yatagimin altinda biriktirip, gizli gizli cikarip birer ikiser cozmeyi),


- En cok da sevilmeyi...

SEVERIM.


- Haaa bir de kocam 'sevmem' dedigim halde pirlantalari cok sevdigimi soyluyor (valla ne desem bilmem ki...)


Ben kimseyi sobelemiyorum, cunku galiba kimsecikler kalmadi sobelenmeyen.

2 Ekim 2007 Salı

Incir Dolmasi

Bu dolmalar oyle bildiginiz dolmalardan degil, annemin meshur incir dolmalari. Pek severek yerdik gencken ama yapmasi azicik maharet gerektiriyormus. Annecigim buraya geldiginde beraber yaptik da isin puf noktasini kaptim (sanirim!).


Butun olay icini doldurabilmekte, baska bir zorlugu yok. Gozunuz korkmasin, once evdekilere hazirlarsaniz biraz pratik yapmis olursunuz, belki de ilkinde basarili olursunuz kimbilir. Misafirleri cok etkileyen bir tatli oldu, benden soylemesi..

Gerekenler soyle:


Yarim kilo kuru incir

Bir su bardagi ceviz ici, dovulmus

3 yemek kasigi toz seker

Bir yemek kasigi tereyag



Kuru incirler cok kuru ise bir miktar haslananarak yumusatilir. Cok fazla haslamamak gerek, dagilmamasi lazim. Sadece bas kismi kesilerek parmak ile yavas yavas ici oyulur. Arada bir elinizi islatmalisiniz ki incirin dis ceperlerine zarar vermeden sadece icini oyabilesiniz.



Bir kapta cevizicini ve sekeri karistirip incirlerin icine dikkatli bir sekilde birer tatli kasigi kadar yerlestirin. Incirlerin agzinin cok acilmamasi gerek ki, icindekiler dokulmesin.



Orta boy bir tencereye tum doldurulan incirleri dizip, uzerlerine minik minik dogradiginiz tereyaglari serpistirip bir su bardagi su ile hafif ateste pisirin.



Incirler cok cabuk suyunu cekiyor, altinin tutmamasina ozen gosterin. Icindeki suyundan hafifce gezdirerek dilerseniz dondurma veya krem santi ile servis yapin. Cok lezzetli ve doyurucu oldugu icin ben kremasiz servis yapiyorum.


Afiyet Olsun.

1 Ekim 2007 Pazartesi

Hunkar Begendi


Hunkar Begendi icin birkac tarifi karistirarak kendime en uygun sekli buldum. Bu yemegi on yil once filan yapmistim galiba ama neden bu kadar ara verdigimizi anlamadim. Kesinlikle daha sik hatirlamak gerektigine inandik cunku.

Gerekenler soyle:

3-4 adet Patlican
3 corba kasigi un
4 corba kasigi tereyag
2 su bardagi sut
1 cay bardagi kasar peyniri, rendelenmis
1 tatli kasigi tuz

1 kg dana eti, kup seklinde dogranmis(aslinda kuzu eti kullaniliyor ama dana eti ben daha cok tercih ediyorum)
1 orta boy kuru sogan, kup seklinde dogranmis
2 adet sarimsak, ezilmis
1 corba kasigi un
1 yemek kasigi domates veya biber salcasi(ben biber kullandim)
tuz, karabiber


Patlicanlari yikayip aluminyum folyoya sarip 425F da isitilmis firinda pisirin. Actiginizda patlicanlarin uzerlerinin goz goz oldugunu gormeniz lazim. Soguyunca kabuklarini soyup, patlicanlari iyice ezin. Varsa eger cekirdeklerini cikarip atin.

Orta boy bir kapta unu ve tereyagini kavurun, sutu azar azar yedirin. Burdaki en onemli nokta unun topaklanmasini onlemek. Kabi ocagin uzerinden alirsaniz ve sutu cok yavas yedirirseniz bunu onlemis olursunuz. Bir de kesinlike telli cirpici kullanmanizi tavsiye ederim, tabii teflon kap kullanmamak sartiyla. Kesinlikle topaklanmiyor bu durumda.

Unlu karisiminiza kasar peynirini ekleyip, tuz-karabiber koyup patlicanlara karistirin.

Diger buyukce bir tencerede soganlari az miktar siviyag ile talandirin, etleri ekleyin ve sularini cekene kadar yaklasik bir saat pisirin. Bir kasik ununuzu ekleyin, sarmisaklari ve salcayi da ekleyip azicik daha talandirin ve cok kisik ateste suyunu iyice cekene ve etler yumusacik olana kadar pisirin. Tuzunu, karabiberini ekleyin.


Patlicanli karisimi buyukce bir kaba yerlestirin, etleri de tam ortasina koyun. Taze kiyilmis maydanozla sicakken servis yapin.

* Bu guzel yemek icin iki tane hikaye var. Birincisi, Sultan 4. Murat zamaninda ascilar yeni yemek icat etmek amaciyla ilk defa bu yemegi bulup kendisine takdim etmisler. Ikinci hikaye de, 3.Napolyonun karisi Eugenie'nin 19.yuzyilin ortalarinda Topkapi Sarayi'ni ziyareti esnasinda kendisini etkilemek icin bu yemek icat edilmis ve boylelikle Turk mutfagina kazandirilmis.
Hangi hikaye dogru olursa olsun, kesinlikle enfes bir yemek. Bulanlara binlerce tesekkurler...